Translate
14 Mayıs, 2026
Kriz ve Keriz - İktisada Yeşil Çözüm
AŞIKLAR - Gönül Hürriyet Aydın
Vardığım sonuç şu:
Pop-özgün-Arabeks diye adlandırılmış türdeki müzikleri dinlerken -keyfim gıcır olduğu halde- kendimi, sözlerin göndermelerine yaşamımda bir karşılık ararken yakalıyorum!!! İşin tatsız yanı, aradığım karşılıklar; ayrılıkla, hüzünle kederle ilintili olmalı hep!!Sanki bugünki gibi, karanlık, ıslak ve soğuk bir havada, gitmek istemediğin bir adrese gitmek zorunda olmak, ya da kendini oraya gitmek için zorlamak...
Nerden bakarsam bakayım, -genelde- bena sana/bende sende; zavallı, umarsız, yanlız birini aratıyor/dayatıyor bu göndermeler... Bu tür parçaları; kendimi hastalıklı bir ilşkiden kurtardıktan beri; hemen hemen yirmi küsür yıldır hiç dinlemediğimi söyleyebilirim.
Sezen'i dinlerdim, bir on onbeş sene öncesine kadar, arada bir de olsa... Çaktırmadan arabesk yaptığını/hüzün sattığını kendime rağmen kabul edene kadar... Ama Muazzez Abacı'yı hep dinledim- dinliyorum. Gürül-gürül sesinde, ayağa kalk diyen bir yan var...
Benlerce yıllık deneyimlerden sağaltılan türkülerimizi ve onları dillendiren Aşıklarımızı seviyorum. Olanağım olsa, burada bir aşıklar fesivali düzenlemeyi bile düşünüyorum. Bunu daha önce de düşünmüştüm. Bir gün yap'cam gibi...
Türküleri dinlerken, yukarda andığım (pop, özgün, arabesk) türlerin neden olduğu ağdalı/ağlamaklı/doping yapılmış duyguların aksine, kendimi evimde- bir yere ait,dingin hissediyorum.
"Güzelliğin beş para etmez
Şu bendeki aşk olmazsa"
diyen ozanın göndermelerini, bilgeliğini irdelemeye başlamadan önce ocağa çay koymalıyım.
BUGÜNE KARŞIN BUGÜN
Gri, soğuk ve ıslak bir Berlin sabahı...
Sivas Kongresi... İzmir Fuarı... Berben- Eylül Festivali...
Sivas Kongresi? Türkiye Cumhuriyeti’ni kurma yolunda atılan en önemli adımlardan biri. Başka?... “İkinci Cumhuriyetin Birinci Cumhurbaşkanı” narası atan olanakçılar.
İzmir Fuarı? Yerli üretici için umut kapısı- mı? Üretim toplumu olama olanakları; küresel ekonominin mimarı, ve aynı zamanda küresel ısınmanın birincil derecede sorumluları olan gelişmişlerin (!) istemleri/buyrukları doğrultusunda, bir-bir yok edilerek; tüketim toplumu olmaya yönlendirilen/zorlanan; böylece gelişmelerinin engellenmesi kesinlenen insanlar, ülkeler, uluslar...
Berben- Eylül Festivali? Romantik piyanist, besteci Edvard Grieg.
Evet, radyo ve görüntülü kutu aracığıyla öğrendiğim, gündem başlıkları ve bana çağrıştırdıkları bunlar.
Gri, soğuk ve ıslak bir sabaha karşın, Grieg’in, Peer Gynt Suit 1’i dinliyorum.
Telefon eden sevgili dostum Sevgi, sabah-sabah bu müzik dinlenir mi Gönül! diyor. Ona biraz Grieg’den sözedip, ekliyorum: beni ancak bu müzik dengede tutar, yoksa tutulur yanı yok bu günün.
Gülüşüyoruz.
Norveçliler, Edvard Grieg’i çok seviyor. Bunda, ünlü bestecinin, bestelerinde Norveç halk müziğinin motiflerini kullanarak, Norveç müziğini dünyaya tanıtmasının payı da var kuşkusuz.
Bugünlerde başta Berben olmak üzere, bütün Norveç, ölümünün 100. yılı nedeniyle, yeni güne Grieg’i dinliyerek başlıyor olmalı.
Yağmur da yağıyor olsa, şu anda Berben’de olmak isterdim!
(31 Ağustos – 16 Eylül Uluslararası Berben Festivali)
Grieg’i dinlerken Munch’u, Ibsen’i ve Tiyatrom dergisine –ki gözümden kaçmış olabilecek harf hataları olup olmadığınının kontrolünü birkez de yazıyı almak için evime gelen, derginin sorumlusuyla birlikte yapıp, yanlışsızlığını kesinledikten sonra- diskette verdiğim; buna karşın dergide, - başlığı da dahil olmak üzere - (Nasıl “Yanlışlık”sa bu!) değiştirilip, anlaşılmaz bir hale getirilerek yayımlanan “Dünyada En Güçlü Olan En Yalnız Durandır / Ibsen” başlıklı yazımı anımsamadan edemiyorum.
Gün giderek ağırlaşıyor... Beni resim yapmak paklar ancak! İşliğime gitmek üzere hazırlanırken, şemsiyeni unutma, diye uyarıyorum kendimi.
İlk yağmur damlaları yüzüme vurmaya, saçlarımın köküne ulaşmaya başlayınca, şemsiyemi unutmuş olmam öfkelendiriyor. Ama çok geçmeden, kimi zaman, böyle bir havada bile yağmurun altında yürümenin o kadar da kötü olmadığını/olmayacağını düşünüp, işi tatlıya bağlıyorum.
Anlaşılan o ki ben -bugüne karşın- bugün birşeyler yapacağım.
Gönül Hürriyet Aydın
E
ylül 2007
Sivas Bir Sıfır Noktasıdır
Sivas, kendini tanıma, nerde durduğunu kavrama yolunda en kısa yoldur.
Sivas’ı unutmak, yeni Sivaslara olanak tanımaktır:
Bu ülkenin zar-zor yetiştirdiği, bir avuç aydınının bir çoğu Sivas’ta aydınlık avcılarınca yakılmıştır.
Sivas’ı unutanlar, bırakın aydın olmayı, yurtsever de değildirler.
Sivas’ı rakı masalarında “yahu…”lu sözlerle ananların ne olduklarına/nerede durduklarına gelince; bunu Batı’dan gelen rüzgarın yönü belirlemektedir.
Evet, öyle uzun boylu hesaba-kitaba gerek yok, Sivas bir sıfır noktasıdır.
Literatürk