Gri, soğuk ve ıslak bir Berlin sabahı...
Sivas Kongresi... İzmir Fuarı... Berben- Eylül Festivali...
Sivas Kongresi? Türkiye Cumhuriyeti’ni kurma yolunda atılan en önemli adımlardan biri. Başka?... “İkinci Cumhuriyetin Birinci Cumhurbaşkanı” narası atan olanakçılar.
İzmir Fuarı? Yerli üretici için umut kapısı- mı? Üretim toplumu olama olanakları; küresel ekonominin mimarı, ve aynı zamanda küresel ısınmanın birincil derecede sorumluları olan gelişmişlerin (!) istemleri/buyrukları doğrultusunda, bir-bir yok edilerek; tüketim toplumu olmaya yönlendirilen/zorlanan; böylece gelişmelerinin engellenmesi kesinlenen insanlar, ülkeler, uluslar...
Berben- Eylül Festivali? Romantik piyanist, besteci Edvard Grieg.
Evet, radyo ve görüntülü kutu aracığıyla öğrendiğim, gündem başlıkları ve bana çağrıştırdıkları bunlar.
Gri, soğuk ve ıslak bir sabaha karşın, Grieg’in, Peer Gynt Suit 1’i dinliyorum.
Telefon eden sevgili dostum Sevgi, sabah-sabah bu müzik dinlenir mi Gönül! diyor. Ona biraz Grieg’den sözedip, ekliyorum: beni ancak bu müzik dengede tutar, yoksa tutulur yanı yok bu günün.
Gülüşüyoruz.
Norveçliler, Edvard Grieg’i çok seviyor. Bunda, ünlü bestecinin, bestelerinde Norveç halk müziğinin motiflerini kullanarak, Norveç müziğini dünyaya tanıtmasının payı da var kuşkusuz.
Bugünlerde başta Berben olmak üzere, bütün Norveç, ölümünün 100. yılı nedeniyle, yeni güne Grieg’i dinliyerek başlıyor olmalı.
Yağmur da yağıyor olsa, şu anda Berben’de olmak isterdim!
(31 Ağustos – 16 Eylül Uluslararası Berben Festivali)
Grieg’i dinlerken Munch’u, Ibsen’i ve Tiyatrom dergisine –ki gözümden kaçmış olabilecek harf hataları olup olmadığınının kontrolünü birkez de yazıyı almak için evime gelen, derginin sorumlusuyla birlikte yapıp, yanlışsızlığını kesinledikten sonra- diskette verdiğim; buna karşın dergide, - başlığı da dahil olmak üzere - (Nasıl “Yanlışlık”sa bu!) değiştirilip, anlaşılmaz bir hale getirilerek yayımlanan “Dünyada En Güçlü Olan En Yalnız Durandır / Ibsen” başlıklı yazımı anımsamadan edemiyorum.
Gün giderek ağırlaşıyor... Beni resim yapmak paklar ancak! İşliğime gitmek üzere hazırlanırken, şemsiyeni unutma, diye uyarıyorum kendimi.
İlk yağmur damlaları yüzüme vurmaya, saçlarımın köküne ulaşmaya başlayınca, şemsiyemi unutmuş olmam öfkelendiriyor. Ama çok geçmeden, kimi zaman, böyle bir havada bile yağmurun altında yürümenin o kadar da kötü olmadığını/olmayacağını düşünüp, işi tatlıya bağlıyorum.
Anlaşılan o ki ben -bugüne karşın- bugün birşeyler yapacağım.
Gönül Hürriyet Aydın
E
ylül 2007
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder