Translate

06 Temmuz, 2026

#Başbağlarkatliamı

5 Temmuz 1993
Erzincan Kemaliye'nin Başbağlar köyünde akşam ezanı okunurken bir grup ırkçı narko terör örgütü cani PKK’lı camiiye girdi, cemaati dışarı çıkarıp örgüt propagandası yaptıktan sonra hepsini kurşuna dizdi ve köyü ateşe verdiler.

...

#başbağlarkatliamı

02 Temmuz, 2026

BUGÜN SİVAS KATLİAMI'NIN -33 AYDINIMIZIN YAKILIŞININ- 33. YILI; UNUTMADIK UNUTMAYACAĞIZ!

Sivas Katliamı bir sıfır noktasıdır: Aydınlıkla karanlığın, iyi ile kötünün, bilgeyle yobazın, gelecek ile geçmişin karşılaştığı sıfır noktası.

Sivas Katliamı'nı unutursak; kalbim kurusun demeye kalmaz bu şeyler; doğaya ve insana özgü iyi güzel olan ne varsa yakar-yıkar yok ederler.

Bu yaratıkların, çirkinliklerini vurgulayan hiçbir şeyi görmeye tahammülleri yok.

28 Haziran, 2026

ERMENİ HALKI'NIN GENETİĞİNE DÖNÜŞTÜRÜLEN TÜRK DÜŞMANLIĞI/ VAROLUŞ NEDENİNİ BİR DÜŞMALIĞA DAYANDIRMAK

Pazar günlerimi -genelde- Youtube'da gezgin videoları ya da "pazar sineması" günlerini çağrıştıran filmler izleyerek geçiririm. Bu aralar gözüm futboldan başka birşey görmese de metal zeka mantığı önüme sürekli gezi videoları, kovboy filmleri çıkarıyor.

Bugün Arda'nın; sporcusundan siyasetçisine ders (tokat) niteliğinde olan konuşmasının videosunu ararken, "Türklerin en az gittiği ülkeler"i merak eden ve oralara giden bir gezgin çıktı karşıma: Türklerin en az gittiği ülkeler Ermenistan ve Suriye'ymiş.

Ermenistan gezisini izleyince, yok artık bu kadar da olmaz dedim ve önüme düşen aynı konulu bi sürü başka gezgini izledim. Sonuç gerçekten ürkütücü. Kendimi bir an öyle bir yerde düşündüm; korku filmi gibi...

Bir halkın yedisinden yetmişine -yüz küsür yıl önce yaşandığı iddia edilen sözde bir soykırım başlığı altında- başka bir halktan böylesine nefret etmesini canlı tutmanın alt katmanlarını en iyi anlatan kişilerden birini buldum.

Hayır-hayır, bir zamanlar TTK'da çalışmaya çalışan Prof. Yusuf Halaçoğlu değil, bu profesör, kendi deyimiyle "bir devlet üniversitesinde çalışmaya çalışan"
Behçet Yalın Özkara:

14 Mayıs, 2026

"48 Saat Neukölln Festivali" bağlamında Gönül Hürriyet Aydın'ın yazıp yönettiği kısa film "24 Saat Richard Semti"

Kriz ve Keriz - İktisada Yeşil Çözüm

Başbakan Tayyip Erdoğan, ekonomik krizin ilk gününden bu yana “kriz teğet geçti-geçiyor” iddiasından vazgeçmedi.
Arada, “kriz psikolojiktir” gibi gerçeküstü tanımlamalarda da bulundu.
Ekonomistler, Başbakanın ekonomi bilgisini ballandıra ballandıra halka anlatırken, salt oğlunun gemiciğinden hareket etmediler elbette…
Başbakanın “tuvalet fiyatını 1 milyondan 1 liraya düşürdüm” şeklindeki büyük atılımı günlerce alkış aldı.
Başbakan Erdoğan, “kriz teğet geçti” iddiasını önceki gün de sürdürdü.
Eskişehir mitinginde halka seslenen Erdoğan, “Kriz, bizim kriz değil. Teğet geçecek dediğimde dalga geçtiler” diyerek, en başından beri kendisine inanmayan siyasi çevrelere de gönderme yaptı!
Gerçi Türkiye pek çok ekonomik kurumun tablosunda, “küresel krizin başlamasından bu yana sanayisi en hızlı küçülen beşinci, ‘resmi’ işsizlik oranıyla da dünya ikincisi” gözükse de, “kriz hamdolsun teğet geçti” AKP’ye göre…
Başbakan’ın Çalık Holding’de yönetici olan damadı Berat Albayrak ise geçen gün şöyle konuştu yurtdışında: “Krizi öngördüm. Grup olarak planlarımızı buna göre yaptık, krize nakit pozisyonda yakalandık. Bu nedenle krizden hiç etkilenmedik diyemeyeceğim ama çok az etkilendik.”
Bu durumda ortaya şu sonuç çıkıyor elbette. Ya Başbakan “kriz teğet geçti” derken, damadından, oğlundan, yakın çevresinden bahsetmiş sadece. Ya da, halka gerçeği söylememiş! Hani mal varlığı sorulduğunda, “oğlumun düğününde takılanları, oğlumdan borç aldım” demiş, gemicik sorulunca da oğluna borç vermişti ya…
Krizde keriz kalmak istemeyenlere, müstakil sermayedarlar şimdi AKP tarzı bu reçeteyi öneriyor…
Mehmet Ali Güller
16 Mart 2009

AŞIKLAR - Gönül Hürriyet Aydın

Şu "feyzbuk"un kapısından içeri girdim gireli, annemin deyimiyle "envai çeşit" müzik trafiği var metal kutumun içinde... Böylece, özellikle Türk ve dünya ülkelerninin halk müziklerinden başka, Gencebaylaştırılmamış- gerçek Klasik Türk Müziği ve Klasik Batı Müziği dinleyen ben (Bu alanda, neredeyse kendimle övünüp, hava atabileceğim bir kolleksiyonum da var.) arada bir -paylaşan kişi nedeniyle- hiç dinlemeyeceğimi sandığım parçaları da dinler oldum!!

Vardığım sonuç şu:

Pop-özgün-Arabeks diye adlandırılmış türdeki müzikleri dinlerken -keyfim gıcır olduğu halde- kendimi, sözlerin göndermelerine yaşamımda bir karşılık ararken yakalıyorum!!! İşin tatsız yanı, aradığım karşılıklar; ayrılıkla, hüzünle kederle ilintili olmalı hep!!

Sanki bugünki gibi, karanlık, ıslak ve soğuk bir havada, gitmek istemediğin bir adrese gitmek zorunda olmak, ya da kendini oraya gitmek için zorlamak...

Nerden bakarsam bakayım, -genelde- bena sana/bende sende; zavallı, umarsız, yanlız birini aratıyor/dayatıyor bu göndermeler... Bu tür parçaları; kendimi hastalıklı bir ilşkiden kurtardıktan beri; hemen hemen yirmi küsür yıldır hiç dinlemediğimi söyleyebilirim.

Sezen'i dinlerdim, bir on onbeş sene öncesine kadar, arada bir de olsa... Çaktırmadan arabesk yaptığını/hüzün sattığını kendime rağmen kabul edene kadar... Ama Muazzez Abacı'yı hep dinledim- dinliyorum. Gürül-gürül sesinde, ayağa kalk diyen bir yan var...

Benlerce yıllık deneyimlerden sağaltılan türkülerimizi ve onları dillendiren Aşıklarımızı seviyorum. Olanağım olsa, burada bir aşıklar fesivali düzenlemeyi bile düşünüyorum. Bunu daha önce de düşünmüştüm. Bir gün yap'cam gibi...

Türküleri dinlerken, yukarda andığım (pop, özgün, arabesk) türlerin neden olduğu ağdalı/ağlamaklı/doping yapılmış duyguların aksine, kendimi evimde- bir yere ait,dingin hissediyorum.

"Güzelliğin beş para etmez
Şu bendeki aşk olmazsa"

diyen ozanın göndermelerini, bilgeliğini irdelemeye başlamadan önce ocağa çay koymalıyım.

Mai im Britzer Garten

Foto. GHA