Translate

28 Haziran, 2026

ERMENİ HALKI'NIN GENETİĞİNE DÖNÜŞTÜRÜLEN TÜRK DÜŞMANLIĞI/ VAROLUŞ NEDENİNİ BİR DÜŞMALIĞA DAYANDIRMAK

Pazar günlerimi -genelde- Youtube'da gezgin videoları ya da "pazar sineması" günlerini çağrıştıran filmler izleyerek geçiririm. Bu aralar gözüm futboldan başka birşey görmese de metal zeka mantığı önüme sürekli gezi videoları, kovboy filmleri çıkarıyor.

Bugün Arda'nın; sporcusundan siyasetçisine ders (tokat) niteliğinde olan konuşmasının videosunu ararken, "Türklerin en az gittiği ülkeler"i merak eden ve oralara giden bir gezgin çıktı karşıma: Türklerin en az gittiği ülkeler Ermenistan ve Suriye'ymiş.

Ermenistan gezisini izleyince, yok artık bu kadar da olmaz dedim ve önüme düşen aynı konulu bi sürü başka gezgini izledim. Sonuç gerçekten ürkütücü. Kendimi bir an öyle bir yerde düşündüm; korku filmi gibi...

Bir halkın yedisinden yetmişine -yüz küsür yıl önce yaşandığı iddia edilen sözde bir soykırım başlığı altında- başka bir halktan böylesine nefret etmesini canlı tutmanın alt katmanlarını en iyi anlatan kişilerden birini buldum.

Hayır-hayır, bir zamanlar TTK'da çalışmaya çalışan Prof. Yusuf Halaçoğlu değil, bu profesör, kendi deyimiyle "bir devlet üniversitesinde çalışmaya çalışan"
Behçet Yalın Özkara:

14 Mayıs, 2026

"48 Saat Neukölln Festivali" bağlamında Gönül Hürriyet Aydın'ın yazıp yönettiği kısa film "24 Saat Richard Semti"

Kriz ve Keriz - İktisada Yeşil Çözüm

Başbakan Tayyip Erdoğan, ekonomik krizin ilk gününden bu yana “kriz teğet geçti-geçiyor” iddiasından vazgeçmedi.
Arada, “kriz psikolojiktir” gibi gerçeküstü tanımlamalarda da bulundu.
Ekonomistler, Başbakanın ekonomi bilgisini ballandıra ballandıra halka anlatırken, salt oğlunun gemiciğinden hareket etmediler elbette…
Başbakanın “tuvalet fiyatını 1 milyondan 1 liraya düşürdüm” şeklindeki büyük atılımı günlerce alkış aldı.
Başbakan Erdoğan, “kriz teğet geçti” iddiasını önceki gün de sürdürdü.
Eskişehir mitinginde halka seslenen Erdoğan, “Kriz, bizim kriz değil. Teğet geçecek dediğimde dalga geçtiler” diyerek, en başından beri kendisine inanmayan siyasi çevrelere de gönderme yaptı!
Gerçi Türkiye pek çok ekonomik kurumun tablosunda, “küresel krizin başlamasından bu yana sanayisi en hızlı küçülen beşinci, ‘resmi’ işsizlik oranıyla da dünya ikincisi” gözükse de, “kriz hamdolsun teğet geçti” AKP’ye göre…
Başbakan’ın Çalık Holding’de yönetici olan damadı Berat Albayrak ise geçen gün şöyle konuştu yurtdışında: “Krizi öngördüm. Grup olarak planlarımızı buna göre yaptık, krize nakit pozisyonda yakalandık. Bu nedenle krizden hiç etkilenmedik diyemeyeceğim ama çok az etkilendik.”
Bu durumda ortaya şu sonuç çıkıyor elbette. Ya Başbakan “kriz teğet geçti” derken, damadından, oğlundan, yakın çevresinden bahsetmiş sadece. Ya da, halka gerçeği söylememiş! Hani mal varlığı sorulduğunda, “oğlumun düğününde takılanları, oğlumdan borç aldım” demiş, gemicik sorulunca da oğluna borç vermişti ya…
Krizde keriz kalmak istemeyenlere, müstakil sermayedarlar şimdi AKP tarzı bu reçeteyi öneriyor…
Mehmet Ali Güller
16 Mart 2009

AŞIKLAR - Gönül Hürriyet Aydın

Şu "feyzbuk"un kapısından içeri girdim gireli, annemin deyimiyle "envai çeşit" müzik trafiği var metal kutumun içinde... Böylece, özellikle Türk ve dünya ülkelerninin halk müziklerinden başka, Gencebaylaştırılmamış- gerçek Klasik Türk Müziği ve Klasik Batı Müziği dinleyen ben (Bu alanda, neredeyse kendimle övünüp, hava atabileceğim bir kolleksiyonum da var.) arada bir -paylaşan kişi nedeniyle- hiç dinlemeyeceğimi sandığım parçaları da dinler oldum!!

Vardığım sonuç şu:

Pop-özgün-Arabeks diye adlandırılmış türdeki müzikleri dinlerken -keyfim gıcır olduğu halde- kendimi, sözlerin göndermelerine yaşamımda bir karşılık ararken yakalıyorum!!! İşin tatsız yanı, aradığım karşılıklar; ayrılıkla, hüzünle kederle ilintili olmalı hep!!

Sanki bugünki gibi, karanlık, ıslak ve soğuk bir havada, gitmek istemediğin bir adrese gitmek zorunda olmak, ya da kendini oraya gitmek için zorlamak...

Nerden bakarsam bakayım, -genelde- bena sana/bende sende; zavallı, umarsız, yanlız birini aratıyor/dayatıyor bu göndermeler... Bu tür parçaları; kendimi hastalıklı bir ilşkiden kurtardıktan beri; hemen hemen yirmi küsür yıldır hiç dinlemediğimi söyleyebilirim.

Sezen'i dinlerdim, bir on onbeş sene öncesine kadar, arada bir de olsa... Çaktırmadan arabesk yaptığını/hüzün sattığını kendime rağmen kabul edene kadar... Ama Muazzez Abacı'yı hep dinledim- dinliyorum. Gürül-gürül sesinde, ayağa kalk diyen bir yan var...

Benlerce yıllık deneyimlerden sağaltılan türkülerimizi ve onları dillendiren Aşıklarımızı seviyorum. Olanağım olsa, burada bir aşıklar fesivali düzenlemeyi bile düşünüyorum. Bunu daha önce de düşünmüştüm. Bir gün yap'cam gibi...

Türküleri dinlerken, yukarda andığım (pop, özgün, arabesk) türlerin neden olduğu ağdalı/ağlamaklı/doping yapılmış duyguların aksine, kendimi evimde- bir yere ait,dingin hissediyorum.

"Güzelliğin beş para etmez
Şu bendeki aşk olmazsa"

diyen ozanın göndermelerini, bilgeliğini irdelemeye başlamadan önce ocağa çay koymalıyım.

Mai im Britzer Garten

Foto. GHA

BUGÜNE KARŞIN BUGÜN

Gri, soğuk ve ıslak bir Berlin sabahı...

Sivas Kongresi... İzmir Fuarı... Berben- Eylül Festivali...

Sivas Kongresi? Türkiye Cumhuriyeti’ni kurma yolunda atılan en önemli adımlardan biri. Başka?... “İkinci Cumhuriyetin Birinci Cumhurbaşkanı” narası atan olanakçılar.

İzmir Fuarı? Yerli üretici için umut kapısı- mı? Üretim toplumu olama olanakları; küresel ekonominin mimarı, ve aynı zamanda küresel ısınmanın birincil derecede sorumluları olan gelişmişlerin (!) istemleri/buyrukları doğrultusunda, bir-bir yok edilerek; tüketim toplumu olmaya yönlendirilen/zorlanan; böylece gelişmelerinin engellenmesi kesinlenen insanlar, ülkeler, uluslar...

Berben- Eylül Festivali? Romantik piyanist, besteci Edvard Grieg.

Evet, radyo ve görüntülü kutu aracığıyla öğrendiğim, gündem başlıkları ve bana çağrıştırdıkları bunlar.

Gri, soğuk ve ıslak bir sabaha karşın, Grieg’in, Peer Gynt Suit 1’i dinliyorum.

Telefon eden sevgili dostum Sevgi, sabah-sabah bu müzik dinlenir mi Gönül! diyor. Ona biraz Grieg’den sözedip, ekliyorum: beni ancak bu müzik dengede tutar, yoksa tutulur yanı yok bu günün.

Gülüşüyoruz.

Norveçliler, Edvard Grieg’i çok seviyor. Bunda, ünlü bestecinin, bestelerinde Norveç halk müziğinin motiflerini kullanarak, Norveç müziğini dünyaya tanıtmasının payı da var kuşkusuz.

Bugünlerde başta Berben olmak üzere, bütün Norveç, ölümünün 100. yılı nedeniyle, yeni güne Grieg’i dinliyerek başlıyor olmalı.

Yağmur da yağıyor olsa, şu anda Berben’de olmak isterdim!

(31 Ağustos – 16 Eylül Uluslararası Berben Festivali)

Grieg’i dinlerken Munch’u, Ibsen’i ve Tiyatrom dergisine –ki gözümden kaçmış olabilecek harf hataları olup olmadığınının kontrolünü birkez de yazıyı almak için evime gelen, derginin sorumlusuyla birlikte yapıp, yanlışsızlığını kesinledikten sonra- diskette verdiğim; buna karşın dergide, - başlığı da dahil olmak üzere - (Nasıl “Yanlışlık”sa bu!) değiştirilip, anlaşılmaz bir hale getirilerek yayımlanan “Dünyada En Güçlü Olan En Yalnız Durandır / Ibsen” başlıklı yazımı anımsamadan edemiyorum.

Gün giderek ağırlaşıyor... Beni resim yapmak paklar ancak! İşliğime gitmek üzere hazırlanırken, şemsiyeni unutma, diye uyarıyorum kendimi.

İlk yağmur damlaları yüzüme vurmaya, saçlarımın köküne ulaşmaya başlayınca, şemsiyemi unutmuş olmam öfkelendiriyor. Ama çok geçmeden, kimi zaman, böyle bir havada bile yağmurun altında yürümenin o kadar da kötü olmadığını/olmayacağını düşünüp, işi tatlıya bağlıyorum.

Anlaşılan o ki ben -bugüne karşın- bugün birşeyler yapacağım.

Gönül Hürriyet Aydın

Eylül 2007

Britzer Garten

Foto. GHA