Translate

14 Mayıs, 2026

Haydi Diyarbakır'a!

Sevgili Ertekin Özcan’la birbirimizi uzun yıllardır tanırız. Mozaik Dergisi, Ertekin’in – yanılmıyorsam o zamanlar - başkanı olduğu Veliler Birliği’nin bir alt katındaydı. Ve ben sık-sık fotokopi için 3. kata çıkmak zorunda kalırdım. Kimi kez öyle sık olurdu ki bu, sanki özel amacım için kullanıyormuşcasına sıkılırdım.

Ne günlerdi!... hemen hemen herkesin yukardan belirlenen güncele/gündeme göre tavır takındığı, duruş aldığı; böylece biryerlere yarandığı, yaranabileceğini sandığı günler... (Haala da öyle ve haala da öyleler çoğunlukta.)

Böylesi insanlar yığınının yarattığı kargaşa-hır-dır arasında –zamanında- çıkmaya çalışırdı Mozaik. Ve her şeye karşın; başarırdı da bunu!...

Bu başarıda o fotokopi makinasının da emeği var.

Arada bir –en olmaz zamanlarda- o da tavır takınırdı bana karşı- ve ben sıkılarak başımı Ertekin’in de olduğu odaya uzatırdım. Odadakiler bunun nedenini bilir olmuşlardı. Birşey dememi beklemeden, içlerinden biri kalkar gelir, makinayı yeniden çalışır duruma getirirdi. Ertekin de bu yüzden yerinden kalkmak zorunda kaldı birçok kez.. Sağolsun.

Bütün bunları neden anlattığıma gelince: bir-iki gün önce Ertekin’den EPK’nda bulunan bütün adreslere gönderilmiş bir mektup aldım: Seçimlerde CHP’yi destekleyelim, diyen bir mektup.

- Ertekin Özcan, SPD’li. Burada (Almanya) daha iyi bir seçenek olmadığı için çoğumuz gibi, o da SPD’yi savunuyor doğal olarak... -

Ertekin'in mektubu bana, birkaç gün önce, bu -elimiz mahkum desteklemek zorunda kaldığımız- SPD’nin yakın geçmişteki genel başkanı ve bir önceki başbakan Schröder de AKP’yi destekliyorum , deyişini anımsattı.

Schröder'in, ne Türkiye’yi ABD ve AB'nin önüne kırmızı halı gibi yayan AKP tuttuğunu söylemesini yadırgamadım - ki eyalet seçimleri döneminde Türkiye ile ilgil attığı nutuklar aklıma geldikçe ürkerim - ne de Türkiye, alanlarnı dolduran milyonlarca insanın, ne ABD ne AB tam bağımsız Türkiye sloganlarıyla sarsılmaya başladığı günlerle, AKP'yi desteklediğini söyleyerek bu millyonlara karşı en ufak bir saygısızlık kaygısı taşımamasını.

Bizde bir özdeyiş vardır bilirsiniz: Bayram değil seyran değil, eniştem beni niye öptü?!

Sizce nedeni ne olabilir? Varlık nedenleri, kendi çıkarlarını, içinde yaşadıkları ulusun çıkarlarının önünde tutmak olan satlık unsurların, ulusal çıkarlarını herşeyin üstünde tutan Schröderlerce - ya da - Ricelerce parasal ve sözel olarak desteklenmelerinden daha doğal ne olabilir.

Öyle.

Ayrıca kısılmış gözlerle bakılmadığında, S+R +Vesaire = BATI desteği, bu satlık unsurların neye/kime hizmet ettiklerini, ne için ülke yönetimine getirildiklerini su yüzüne çıkarma ve böylece halk dinamiklerini harekete geçirip, yok olmalarını hızlanhdırma işlevi gördüğü için olumlludur da...

Örneğin, 14 Nisan’la başlayan halk hareketinde Batı’nın bu saygısızca yönlendirme, gözdağı verme eğilimli açıklamalarının, önerilerinin, temennilerinin etkisi büyüktür.

Bütün bunlar ışığında bakıldığında, CHP’ye oy vermeliyiz, düşüncesi bir karşı duruş gibi görünebiler. Ama –ne yazık ki- öyle değil.

Evet değil. Bakın, size birkaç gün önce başıma gelen bir olayı anlatayım.

- (Dam üstündeki saksağanın beline kazma vurmayacağıma inanabilirsiniz!) -

Bir sabahın köründe kalktım. Amaçsız, -birşey yapmak için tasarlanmış bir kalkış değil- verimsiz geçecek bir günün öncü habercisi olan, hani insanın ne yazabildiği ne çizebildiği... saatlerce serseri mayın gibi evin düzeyinde dolanıp durduğu... işte öyle bir kalkıştı bu.

Bu tür kalkışlar genellikle, kahve elde, görüntülü kutunun karşısına geçmekle sonlanır. Ve günü bu şekilde tüketirsiniz çoğunlukla.

Ben de bilgisayarı açtım, internet aracılığıyla izlenen GK (Görüntülü Kutu) kannallarında gezintiye başladım.

Kanalb’nin konuğu Onur Öymen’di. Umutlu kulak kesildim- ve olduğum yerde kala kaldım...

Onur Öymen, aynen şunu söledi: “Amerika’nın en yetkili kişileri AKP ile bizim aramızda hiçbir fark gözetmediklerini söylüyorlar- daha ne desinler?! “...

Ama nasıl olur, günlerdir milyonlar “Ne ABD ne AB, tam bağımsız Türkiye” diye haykırıyor?!...

Epeyce uzun süren bir düşkırıklığından sonra, yavaş yavaş aklımı başıma devşirdim.. Öfkeden sıyrıldım, düşünmeye başladım. O düşüncelerin sonucunu şimdi sizlerle paylaşmak istiyorum:

Şimdi, CHP AKP’ye karşı bir seçenek midir? Hayır. CHP kendi ağzıyla, emperyalizmin/Batı’nın kendilerini, -Halifelik karşılığında, BOP’un; Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölge ülkelerinin sınırlarının yeniden çizilmesi planının yaşama geçirilmesinin Türkiye ayağı olan - AKP’den farklı görmediğini söylemiştir.

Eeee- na’palım, başka seçenek mi var, diye sorulursa, evet, var. Türkiye’de, burada olduğumuz gibi elimiz mahkum değiliz!

Türkiye’de, milyonların –nihayet- yeniden yüksek sesle dillendirmeye başladığı, ne ABD ne AB, tam bağımsız Türkiye, sloganını yıllardır savunan bir parti var: ABD ve AB tarafından, şimdi de kanunlarla donatılarak - akıllarınca - daha güçlü bir yıkım aracına çevrilmeye çalışılan, Ermeni soykırımı iftirası karşısında, somut tavır koyan; Batı’nın soykırım yaptınız, dayatmaları karşısında, susmak ya da biz böyle birşey yapmadık demekten başka birşey yapmayanların aksine, o yıkım amaçlı iftiraların karşısına, yine onların yazdığı belgelerle çıkan; bunlar sizlerin belgeleri, buyurun gelin bakın, okuyun, aksini söyleyen belgeleriniz varsa, onları da getirin koyun masaya tartışalım, diyerek bu yalanların karşısında dimdik duran bir parti bu.

Biliyorum, oyların parçalanmaması, bölünüp dağılmaması gibi bir kaygı taşıyor sevgili Ertekin Özcan. Buna kısaca, yurt kaygısı da diyebiliriz sanıyorum.

Ben de aynı kaygılarla, halkın en duyarlı olduğu konuları yıllardır gündeminde tutan, yoksul halk kitlelerinin sorunlarını gözeten, somut çözümler, öneriler üreten, hepsinden önemlisi; Tam bağımsız Türkiye, sloganından ödün vermeyen İP’in, TBMM’de yer alması, yaşamsal önemi olan bir gerekliliktir, diyorum.

Ve bu –yaşamsal- gereklilik hepimize sorumluluk yüklemektedir. Bu yazı o sorumluluk bilincinin sonucudur.

Evet, Türkiye Almanya değil. Burada –bizim için- kötünün iyisi seçenek olabilir. Oysa Türkiye’de seçenek var. Ve bize düşen bu seçeneği insanlarımıza göstermektir.

İşte, bir yanda “Amerikanın bilmem nelerinin AKP’den farksız gördüğü CHP, öte yanda:

“Ne ABD ne AB tam bağımsız Türkiye” diyen İP.

Kararı siz verin.

Haa, AKP giderse ABD’nin BOP projesi yatar mı sanıyorsunuz. Olur mu öyle şey...

Batı, geleceğini o eksendeki gelişmelere bağlamış durumda. Yani?... AKP ile CHP arasında bir fark görmediklerini söylemişler ya Onur Öymen’e!

Ayrıca, CHP’nin halkına açıklayabileceği sağlam; halk için halkça anlaşılır bir programı olmamasının nedenini de böylece açıklamış oldu Onur Öymen.

CHP’nin yapacağı bugünki işbirlikçi hükümetten farklı değildir. Ancak bu hükümetin düştüğü yanlışlara düşmeden, peşkeş çekmeyi, Türkiye'yi taksim etmeyi eline-yüzüne bulaştırmadan yapabileceğini sanmaktadır.

Yeter ki emperyalizme hızmeti kabul et! hiç birşey yapmadan oturtulursun zirveye. Kasımpaşalı kabadayının milletvekili dahi olmadan başbakan olduğunu bilmiyor musunuz.

Evet, yeter ki emperyalizmin çıkarlarına öncelik tanı. Seni yıllarca yok sayan işbirlikçi sermaye uydusu “medya" dışardan kumanda aldığı anda, ansızın anımsanan, aranan, ilk sayfalara gıcır gıcır pozları konulan biri olup, hergün, yirmidört saat dayatılırsın halka. Ve ne eder eder senden başka birinin bu ülkeyi yönetemeyeceğine inandırılır halk. Yani yanıltılır.

Bugünlerde işbirlikçi medyanın ilk sayfalarında en çok görünen parti lideri kimse, Türkiye üzerindeki uzaktan kumandalı oyunların, Türkiye içindeki yönetmeninin o olacağından hiç kuşkunuz olmasın.

Öyleyse, şöyle ya da böyle/şu ya da bu nedenle milyonların dilek ve beklentilerini, ama ile başlayan tümcelerle hiçbir yere kanalize etmeye kalkmayalım. Eşlik etmesek bile, kulak verelim söylediklerine. Ne diyorlar:

‘Bindirilmiş Kıtalar değil, Bin Dirilmiş Kıtalar’

ABD, AB ve AKP vb. karşı kendi yazgısını kendi eline almıştır Türk Ulusu. Kısacası, Türk ulusu bir kez daha hiçe indirgenmeyi kabul etmemekte kararlıdır. Ya “Olanağı olan herkes Diyarbakır mitingine gitmelidir!” diyerek destekleyelim onu ya da sesimizi çıkarmadan bir kıyıya çekilip izleyelim.

Son dakika: Biraz önce Deniz Baykal, kendilerinin de özelleştirmeden ve serbes piyasadan yana olduklarını, bu hükümetin yaşadığı sorunların, bunu iyi yapamamaktan kaynaklandığını (...) söyledi. yani bugünki hükümetten arta kalan devlet kurumlarını da – pek birşey kalmadı biliyoruz - kendilerinin satacağını, yanısıra borçlanmaya da aynı hızla devam edeceklerini söylemiş oldu. Bilgilerinize sunulur...

“Kuşatılmışlar Ülkesi Türkiye”

Öyle görülüyor ki, bu kitabı her yazımın sonunda önereceğim.

Gönül Hürriyet Aydın

Hiç yorum yok: