Sevgili Ertekin Özcan’la birbirimizi uzun yıllardır tanırız. Mozaik Dergisi, Ertekin’in – yanılmıyorsam o zamanlar - başkanı olduğu Veliler Birliği’nin bir alt katındaydı. Ve ben sık-sık fotokopi için 3. kata çıkmak zorunda kalırdım. Kimi kez öyle sık olurdu ki bu, sanki özel amacım için kullanıyormuşcasına sıkılırdım.
Ne günlerdi!... hemen hemen herkesin yukardan belirlenen gündeme göre tavır/duruş aldığı, güncele takıldığı; böylece biryerlere yarandığı, yaranabileceğini sandığı günler... (Haala da öyle ve haala da öyleler çoğunlukta.)
Bu yığının yarattığı kargaşa-hır-dır arasında –zamanında- çıkmaya çalışırdı Mozaik. Ve her şeye karşın; başarırdı da bunu!...
Bu başarıda o fotokopi makinasının da emeği var. Arada bir –en olmaz zamanlarda- o da tavır takınırdı bana karşı, ve ben sıkılarak başımı Ertekin’in de olduğu odaya uzatırdım. Odadakiler bunun nedenini bilir olmuşlardı. Birşey dememi beklemeden, içlerinden biri kalkar gelir, makinayı yeniden çalışır duruma getirirdi. Ertekin de bu yüzden yerinden kalkmak zorunda kaldı birçok kez.. Sağolsun.
Bütün bunları neden anlattığıma gelince: bir-iki gün önce Ertekin’den EPK’nda bulunan bütün adreslere gönderilmiş bir mektup aldım: Seçimlerde CHP’yi destekleyelim, diyen bir mektup.
- Ertekin Özcan, SPD’li. Burada (Almanya) daha iyi bir seçenek olmadığı için, çoğu gibi, o da SPD’yi savunuyor doğal olarak... -
Bir kaç gün önce, bu -elimiz mahkum desteklemek zorunda kaldığımız- SPD’nin yakın geçmişteki genel başkanı ve bir önceki başbakan Schröder (şu anda Rusya'da bir doğal gaz firmasında olağan üstü yüksek bir maaşla çalışmakta) pat diye ortalıkta belirdi ve Türkiye'yi önlerine kırmızı bir halı gibi yayan AKP’yi övdü!...
Hem de Türkiye, ne ABD ne AB sloganları ile inlerken!... Kendi ya da Avrupa ülkelerinin birinde olması halinde kattiyen yapmayacağı, yapamayacağı bu saygısızlığın nedenlerini biliyoruz.
Varlık nedenleri, kendi çıkarlarını, içinde yaşadıkları ulusun çıkarlarının önünde tutmak olan satlık unsurların, ulusal çıkarlarını herşeyin üstünde tutan Schröderlerce - ya da - Ricelerce parasal ve sözel olarak desteklenmelerinden doğal ne olabilir.
Öte yandan S+R= BATI desteği, bu satlık unsurların neye hizmet ettiklerini, ne için ülke yönetimine getirildiklerini su yüzüne çıkardığı ve böylece halk dinamiklerini harekete geçirip, iktidlarının yıkımını hızlanhdıracağı için de olumlu görülmelidir. 14 Nisan’la başlayan halk hareketinde, Batı’nın bu saygısızca yönlendirme, gözdağı verme eğilimli açıklamalarının, önerilerinin/temennilerinin etkisi büyüktür.
Bütün bunlar ışığında CHP’ye oy vermeliyiz, düşüncesi bir karşı duruş gibi görünebiler. Ama –ne yazık ki- öyle değil.
Evet değil. Bakın, size birkaç gün önce başıma gelen bir olayı anlatayım.
- (Dam üstündeki saksağanın beline kazma vurmayacağıma inanabilirsiniz!) -
Bir sabahın köründe kalktım. Amaçsız, -birşey yapmak için tasarlanmış bir kalkış değil- verimsiz geçecek bir günün öncü habercisi olan, hani insanın ne yazabildiği ne çizebildiği... saatlerce serseri mayın gibi evin düzeyinde dolanıp durduğu... işte öyle bir kalkıştı bu.
Bu tür kalkışlar genellikle, kahve elde, görüntülü kutunun karşısına geçmekle sonlanır. Ve günü bu şekilde tüketirsiniz çoğunlukla.
Ben de bilgisayarı açtım, internet aracılığıyla izlenen GK (Görüntülü Kutu) kannallarında gezintiye başladım.
Kanalb’nin konuğu Onur Öymen’di. Umutlu kulak kesildim- ve olduğum yerde kala kaldım...
Onur Öymen, aynen şunu söledi: “Amerika’nın en yetkili kişileri AKP ile bizim aramızda hiçbir fark gözetmediklerini söylüyorlar- daha ne desinler?! “...
Ama nasıl olur, günlerdir milyonlar “Ne ABD ne AB, tam bağımsız Türkiye” diye haykırıyor?!...
Epeyce uzun süren bir düşkırıklığından sonra, yavaş yavaş aklımı başıma devşirdim.. Öfkeden sıyrıldım, düşünmeye başladım. O düşüncelerin sonucunu şimdi sizlerle paylaşmak istiyorum:
CHP AKP’ye karşı bir seçenek midir? Hayır. Değildir. CHP kendi ağzıyla bunu açığa vurmuş: emperyalizmin/Batı’nın kendilerini, - Halifelik karşılığında, BOP’un; Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölge ülkelerinin sınırlarının yeniden çizilmesi planının yaşama geçirilmesinin Türkiye ayağı olan - AKP’den farklı görmediğini söylemiştir.
Eeee- na’palım, başka seçenek mi var? Evet, var! İşçi Partisi.
Türkiye’de, milyonların –nihayet- yeniden yüksek sesle dillendirmeye başladığı, ne ABD ne AB tam bağımsız Türkiye, sloganını yıllardır savunan da, ABD ve AB tarafından, şimdi de kanunlarla donatılarak - akıllarınca - daha güçlü bir yıkım aracına çevrilmeye çalışılan, Ermeni soykırımı iftirası karşısında, somut tavır koyan; Batı’nın soykırım yaptınız, dayatmaları karşısında, susmak ya da biz böyle birşey yapmadık demekten başka birşey yapmayanların aksine; o yıkım amaçlı iftiraların karşısına, yine onların yazdığı belgelerle çıkan; bunlar sizlerin belgeleri, buyurun gelin bakın, okuyun, aksini söyleyen belgeleriniz varsa, onları da getirin koyun masaya tartışalım, diyerek bu yalanların karşısında dimdik duran da, 9 Haziran'da büyük kitlelerin katılımıyla gerçekleşeceğine inandığım Diyarbakır mitinginin öncüsü olan da yine bu partidir..
Biliyorum, oyların parçalanmaması, bölünüp dağılmaması gibi bir kaygı taşıyor sevgili Ertekin Özcan. Buna kısaca, yurt kaygısı da diyebiliriz sanıyorum.
Ben de aynı kaygılarla, halkın en duyarlı olduğu konuları yıllardır gündeminde tutan, yoksul halk kitlelerinin sorunlarını gözeten, somut çözümler, öneriler üreten; tam bağımsız bir Türkiye sloganından ödün vermeyen, ve öncüsü olduğu Diyarbakır mitingine ilişkin, bir gazetecinin, provakasyondan korkmuyor musunuz sorusuna, en büyük provakasyon Diyarbakır'da miting yapılmamasıdır, diyen Doğu Perinçek başkanlığındaki İşçi Partisi'nin, TBMM’de yer alması, yaşamsal önemi olan bir gerekliliktir, diyorum. Ve bu –yaşamsal- gereklilik hepimize sorumluluk yüklemektedir. Bu yazı o sorumluluk bilincinin sonucudur.
Evet, Türkiye Almanya değil. Burada –bizim için- kötünün iyisi seçenek olabilir. Oysa Türkiye’de seçenek var. Ve bize düşen bu seçeneği insanlarımızın önüne getirmek, insanımıza bu şansı sunmaktır.
İşte, bir yanda “Amerikanın bilmem nelerinin AKP’den farksız gördüğü CHP, öte yanda:
“Ne ABD ne AB tam bağımsız Türkiye” diyen İP. Kararı siz verin. Haa, AKP giderse ABD’nin BOP projesi yatar mı sanıyorsunuz. Olur mu öyle şey...
Batı, geleceğini o eksendeki gelişmelere bağlamış durumda. Yani?... AKP ile CHP arasında bir fark görmediklerini söylemişler ya Onur Öymen’e!
Ayrıca, CHP’nin halkına açıklayabileceği sağlam; halk için halkça anlaşılır bir programı olmamasının nedenini de böylece açıklamış oldu Onur Öymen.
CHP’nin yapacağı, bugünki işbirlikçi hükümetten farklı değildir. Ancak bu hükümetin düştüğü yanlışlara düşmeden, peşkeş çekmeyi/Türkiye'yi taksim etmeyi eline-yüzüne bulaştırmadan yapabileceğini sanmaktadır...
Yeter ki emperyalizme hızmeti kabul et! hiç birşey yapmadan oturtulursun zirveye: 'Kasımpaşalı kabadayı'nın milletvekili dahi olmadan başbakan olduğunu bilmiyor musunuz.
Evet, yeter ki emperyalizmin çıkarlarına öncelik tanı. Seni yıllarca yok sayan işbirlikçi sermaye uydusu “medya"/basın dışardan kumanda aldığı anda, ansızın anımsanan, aranan, ilk sayfalara gıcır gıcır pozları konulan, görüntülü kutularda en güzel koltuklara oturtulan biri olup, hergün, yirmidört saat dayatılırsın halka. Ve ne eder eder, senden başka birinin bu ülkeyi yönetemeyeceğine inandırılır - eğitimsiz bırakılmış ve böyle kalması için her yola başvurulan - halk. Yani ELİN çıkarı için kandırılır...
(Bugünlerde işbirlikçi medyanın ilk sayfalarında en çok görünen parti lideri kimse, Türkiye üzerindeki uzaktan kumandalı oyunların, Türkiye içindeki yönetmeninin o olacağından hiç kuşkunuz olmasın. )
Öyleyse, şöyle ya da böyle/şu ya da bu nedenle insanları, ama ile başlayan tümcelerle hiçbir yere kanalize etmeye kalkmayalım. Eşlik etmesek bile, kulak verelim söylediklerine. Ne diyorlar:
‘Bindirilmiş Kıtalar değil, Bin Dirilmiş Kıtalar’
Bu dirilmiş, genç ve dinç kıtalar, ABD+AB=AKP ve benzerlerine karşı, kendi yazgılarını kendi ellerine almışlardır.
Bu gelişmeler karşısında bize düşen, ya “Olanağı olan herkes Diyarbakır mitingine gitmelidir!” diyerek bu halk dinamiğine destek vermek, ya da sesimizi çıkarmadan bir kıyıya çekilip olan ve olacakları izlemektir!
Son dakika: Biraz önce Deniz Baykal, kendilerinin de özelleştirmeden ve serbes piyasadan yana olduklarını, bu hükümetin yaşadığı sorunların, bunu iyi yapamamaktan kaynaklandığını (...) söyledi. yani bugünki hükümetten arta kalan devlet kurumlarını da – pek birşey kalmadı biliyoruz - kendilerinin satacağını, yanısıra borçlanmaya da aynı hızla devam edeceklerini söylemiş oldu. Bilgilerinize sunulur...
“Kuşatılmışlar Ülkesi Türkiye”
Öyle görülüyor ki, bu kitabı her yazımın sonunda önereceğim.
Gönül Hürriyet Aydın
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder