Translate

14 Mayıs, 2026

BUGÜNE KARŞIN BUGÜN

Gri, soğuk ve ıslak bir Berlin sabahı...

Sivas Kongresi... İzmir Fuarı... Berben- Eylül Festivali...

Sivas Kongresi? Türkiye Cumhuriyeti’ni kurma yolunda atılan en önemli adımlardan biri. Başka?... “İkinci Cumhuriyetin Birinci Cumhurbaşkanı” narası atan olanakçılar.

İzmir Fuarı? Yerli üretici için umut kapısı- mı? Üretim toplumu olama olanakları; küresel ekonominin mimarı, ve aynı zamanda küresel ısınmanın birincil derecede sorumluları olan gelişmişlerin (!) istemleri/buyrukları doğrultusunda, bir-bir yok edilerek; tüketim toplumu olmaya yönlendirilen/zorlanan; böylece gelişmelerinin engellenmesi kesinlenen insanlar, ülkeler, uluslar...

Berben- Eylül Festivali? Romantik piyanist, besteci Edvard Grieg.

Evet, radyo ve görüntülü kutu aracığıyla öğrendiğim, gündem başlıkları ve bana çağrıştırdıkları bunlar.

Gri, soğuk ve ıslak bir sabaha karşın, Grieg’in, Peer Gynt Suit 1’i dinliyorum.

Telefon eden sevgili dostum Sevgi, sabah-sabah bu müzik dinlenir mi Gönül! diyor. Ona biraz Grieg’den sözedip, ekliyorum: beni ancak bu müzik dengede tutar, yoksa tutulur yanı yok bu günün.

Gülüşüyoruz.

Norveçliler, Edvard Grieg’i çok seviyor. Bunda, ünlü bestecinin, bestelerinde Norveç halk müziğinin motiflerini kullanarak, Norveç müziğini dünyaya tanıtmasının payı da var kuşkusuz.

Bugünlerde başta Berben olmak üzere, bütün Norveç, ölümünün 100. yılı nedeniyle, yeni güne Grieg’i dinliyerek başlıyor olmalı.

Yağmur da yağıyor olsa, şu anda Berben’de olmak isterdim!

(31 Ağustos – 16 Eylül Uluslararası Berben Festivali)

Grieg’i dinlerken Munch’u, Ibsen’i ve Tiyatrom dergisine –ki gözümden kaçmış olabilecek harf hataları olup olmadığınının kontrolünü birkez de yazıyı almak için evime gelen, derginin sorumlusuyla birlikte yapıp, yanlışsızlığını kesinledikten sonra- diskette verdiğim; buna karşın dergide, - başlığı da dahil olmak üzere - (Nasıl “Yanlışlık”sa bu!) değiştirilip, anlaşılmaz bir hale getirilerek yayımlanan “Dünyada En Güçlü Olan En Yalnız Durandır / Ibsen” başlıklı yazımı anımsamadan edemiyorum.

Gün giderek ağırlaşıyor... Beni resim yapmak paklar ancak! İşliğime gitmek üzere hazırlanırken, şemsiyeni unutma, diye uyarıyorum kendimi.

İlk yağmur damlaları yüzüme vurmaya, saçlarımın köküne ulaşmaya başlayınca, şemsiyemi unutmuş olmam öfkelendiriyor. Ama çok geçmeden, kimi zaman, böyle bir havada bile yağmurun altında yürümenin o kadar da kötü olmadığını/olmayacağını düşünüp, işi tatlıya bağlıyorum.

Anlaşılan o ki ben -bugüne karşın- bugün birşeyler yapacağım.

Gönül Hürriyet Aydın

Eylül 2007

Britzer Garten

Foto. GHA

Sivas Bir Sıfır Noktasıdır

Sivas, kendini tanıma, nerde durduğunu kavrama yolunda en kısa yoldur.

Sivas’ı unutmak, yeni Sivaslara olanak tanımaktır:

Bu ülkenin zar-zor yetiştirdiği, bir avuç aydınının bir çoğu Sivas’ta aydınlık avcılarınca yakılmıştır.

Sivas’ı unutanlar, bırakın aydın olmayı, yurtsever de değildirler.

Sivas’ı rakı masalarında “yahu…”lu sözlerle ananların ne olduklarına/nerede durduklarına gelince; bunu Batı’dan gelen rüzgarın yönü belirlemektedir.

Evet, öyle uzun boylu hesaba-kitaba gerek yok, Sivas bir sıfır noktasıdır.

Literatürk

26 Nisan, 2015

ÜBER DIE OBERFLÄCHLICHKEIT PROBLEMATIK- ODER ÜBER DIE JENIGEN DIE NICHT WISSEN WO SIE STEHEN SOLL

"‘Der Hof der Moschee war mit ungefähr einem halben Meter voller Leichen. Unter den Leichen befanden sich Frauen und Kinder unterschiedlichen Alters sowie ältere Menschen. Bei den Frauen waren Spuren von Vergewaltigungen sichtbar. In die Geschlechtsorgane der Frauen und Mädchen hatte man Patronen reingesteckt.’




                                                     Aus den Memoiren des russischen Oberstleutnants Twerdokhleboff *





Ich bin erstaunt – wenn Kunst als Instrument dienen soll, dann nur für den Frieden; sie darf nicht Hass schüren, Kunst darf nicht als Nahrung für unterentwickelte Köpfe dienen....



Aber ausgerechnet dies ist, was das Theaterstück bzw. die Pseudo-Dokumentation (!) macht... Hass schüren. Es ist grauenhaft, die eigene Existenz (raison d’être) auf Feindseligkeit zu stützen.



An dieser Stelle möchte ich an die folgende Zeile erinnern, die ich in die von mir aus dem Roman „Borscht – Sieben Tage in Neukölln“ (Norbert Kleemann und Peter Rieprich) adaptierte Theaterfassung eingefügt habe:




„Das Böse erobert auf einfache Weise die Dummen“.



Die entsprechende Szene, dargeboten von Künstlern, die die Kunst instrumentalisieren, dient lediglich zur Begegnung bzw. zum Austausch zwischen den Bösen und den Dummen – es erweitert lediglich den Handlungsspielraum derjenigen.



Kunst ist zweifelsohne die gemeinsame Sprache der Menschheit. Wenn die Produzenten des genannten Kunstwerkes (!) allein die unten angeführten historischen Quellen zu Kenntnis genommen hätten, würden sie mit großer Wahrscheinlichkeit keine derartig anspruchsvolle Position einnehmen wollen bzw. keinen Platz bei  ...TV erhalten, das ich stets ernst nehme. Ergo musste ich diesen Artikel nicht verfassen.



Statt die divergierenden Thesen zum Themenkomplex zu studieren, um die Multikomplexität der Angelegenheit annähernd zu erfassen, speisen sich die Produzenten von Populismus, der sie im Quintessenz zum Instrument der Machteliten verkommen lässt, die zur Realisierung ihrer Interessen die Meinungs- und Willensbildung der Massen mittels Medien systematisch manipulieren.      



Es gibt leider unzählige, grausame Bilder von Opfern aller Konfliktparteien, die letzten Endes unbeschreibliches Leid erfahren haben. Ich habe derartige Bilder – unabhängig davon, welcher Konfliktpartei sie zuzuordnen sind und unabhängig davon, ob es sich um Verfälschungen handelt  – mit Entsetzen ansehen müssen.



Ursprunglich beabsichtigte ich meinen Artikel mit dem folgenden Zitat von Friedrich dem Großen abzuschließen: “Wenn die Soldaten denken könnten, gäbe es keine Armeen”, um schlussfolgern zu können, dass die Welt in diesem Falle paradisisch wäre... plötzlich ist mir jedoch die Geschichte des Cherokee-Häuptlings eingefallen:



“Es gibt in uns Menschen zwei Arten von Würmern, die sich unerbittertert bekämpfen. Der eine Wurm stützt seine Existenz auf Hass, Feindseligkeit, Lügen, Überhebligkeit, Ich-Bezogenheit. Hingegen stützt sich der zweite auf Genuß, Gemütlichkeit, Liebe, Hoffnung, Teilen, Freigebigkeit, Stille, Bescheidenheit, Respekt, Hilfsbereitschaft, Freundschaft, Barmherzigkeit und Glaube.”  



Ein Jüngerer aus der Gruppe fragt: “Wer wird dann als Sieger hervorgehen?”

Der Weise Cherokee antwortet:



“Derjenige, den du versorgst”

Gönül Hürriyet Aydin                                         
Berlin, in April 2010

 Übersetzt von Beyhan Yıldırım





 Weiterführende Literatur:



*Muhittin Nalbantoğlu 1987: Rus Yarbay’ın Ağzından “Türklere Karşı Ermeni Vahşeti [Memoiren eines russischen Oberstleutnant]. İstanbul.



Bronsart v. Schellendorf  1921: Ein Zeugnis für Talaat Pascha. In: Deutsche Allgemeine Zeitung. Nr. 342, 24.07.1921. 



Wangenheim,  Freiherr v.1913: Bericht an das Außenministerium. 10.06.1913.



McCarthy, Justin  2006: The Armenian Rebellion at Van. Salt Lake City, Utah: University of Utah Press.



Hovhannes, Katchaznouni 2006 [1923]: Für die Daschnakzutyun gibt es nichts mehr zu tun. 1. Ministerpräsident der Armenischen Republik 1918-19. İstanbul: Kaynak Yayınları.



Louise Nalbandian 1963: The Armenian Revolutionary Movement. Los Angeles: Berkeley: University of California Press.



Stone, Norman 2006:Es war kein Völkermord. Erschienen in der Weltwoche Ausgabe 44/06



http://www.turquie-news.fr/spip.php?article4060

http://www.turquie-news.fr/spip.php?article4086





Video zu den Völkermord-Behauptungen:



http://video.google.com/videoplay?docid=8833862681743880519&ei=f5mjS_7SL52s2AK_2-HnDA&q=sari+gelin#

11 Kasım, 2013

10.11.2013 ...

Gedenkfeier in Ankara - Gestern haben über eine Million Menschen - trotz dieser Regierung - das Grab des Retters und Gründers der Türkischen Republik; Mustafa Kemal Atatürk besucht.
Auch im ganzen Land sind Millionen von Menschen auf die Straße gegangen.

21 Ekim, 2013

Bu YCHP'de Yok Yok!?

Bu YCHP'de yok yok?!
Ya da YCHP' de bir partide olmaması gereken herşey çok.
Örneğin genelbaşkanları bile iki kişi:
Biri, Seyid Kemal Sorosdaroğlu - Hz. Muhammet'in akrabası olması dolayısıyla!...
Diğeri; Türkmen/Alevi Kemal Sorosdaroğlu - Horasan üzerinden Anadolu'ya gelip Konya'ya yerleşen Türkler'den.
Ortadoks sunniler yüzünden kalkıp o illerden Tunceli'ye gelmiş olmalılar sonradan!
Kafanız karıştı de mi? Benim de öyle.
Bir YCHP'liye sorsan; Ne var bunda, demokrası işte derler heralde.
...
Türkiyem bunların hiçbirinden sana fayda yok. Hepsi ABD'nin maşaları.
Başının çaresine bak tez elden!

02 Ağustos, 2013

LESUNG - Jakob Adamek - „Ich, Wendepunkt.“

Lesung Jakob Adamek - „Ich, Wendepunkt.“
Donnerstag, 08.08.2013, 19:30 Uhr - in Gönül's Art
Wipperstr. 10, 12055

Jakob Adamek, Jahrgang 1975, studierte Jura in Frankfurt am Main und Heidelberg. 2009 schloss er ein Studium in Kunst und Design an der Fachhochschule Bielefeld ab. Seit Anfang 2009 lebt er als freischaffender Künstler in Berlin. Ich, Wendepunkt ist sein Debüt als Schriftsteller.
In diesem (irr-)sinnigen, collagenartigen Parcoursritt berichtet Jakob Adamek dem Leser die Geschichte Tobias Glücksdorns als passionierter Chaot – Glücksdorn, der mit Hilfe von Psychopharmaka und anderer Bemühungen nicht nur seinen Allerwertesten, sondern das ganze Universum inklusive Gott höchst selbst vor dem ewigen Vergessen rettet.
Dabei lässt Adamek seinen Protagonisten den Beweis antreten,
dass sich die Menschheit erstmalig an einem Wendepunkt befindet, der auf eine verheißungsvolle Zukunft in friedlich liebender Eintracht hoffen lässt.
Der Autor liest Auszüge aus seinem Buch.