Translate

16 Nisan, 2009

Kalemşörlerimize bilgi notu - Mehmet Ali Güller

Genel Kurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir” sözünü Harp Akademileri’ndeki konuşmasında gündeme getirmesi D, T ve F tipi medyamızda büyük yankı yarattı.
“Açılım” gibi moda bir “lafla” konuşmayı manşetlere taşıyan Genel Yayın Yönetmenleri ve kalemşörler dünden beri çok heyecanlı. Atatürk’ün bu çok önemli sözünü ilk defa duyuyor olma cahilliklerine hiç değinmeden önemli bir düzeltme-anımsatma yapalım.
Bazı Genel Yayın Yönetmenleri’nin yazdığı “Org. Başbuğ, Atatürk’ün bu sözünü adeta bir arkeolog gibi tarayıp ortaya çıkardı” saptaması tamamen yanlıştır!
Atatürk milliyetçiliğinin en önemli formülasyonu olan bu söz, 28 Şubat’tan sonra hemen tüm karargahlarımızda koca koca puntolarla duvarlara yazılıdır zaten!
İşçi Partisi’nin 1996’da yaptığı “Cumhuriyet Devrimi Kanunları Uygulansın” kampanyasıyla ülke gündemine getirdiği bu söz, Susurluk sonrası Türkiye’sinde kullanılmaya başlandı.
Türk Silahlı Kuvvetleri de, Atatürk’ün bu önemli sözünü 28 Şubat kararlarından hemen sonra karargahlarına asmaya başladı.
Atatürk’ün, ümmeti millet yapma sürecinde, “Türk”ü bir ırkı niteleyen “sıfat” değil de, bir ulusun “ismi” olarak ele alması, Cumhuriyet Devrimi’nin en önemli yanıdır!
“Kuruluş ve Kurtuluş” sürecinde Türk ve Kürt kardeşliğine dayanarak Misak-ı Milli içinde bağımsızlığı kazanmak ancak böylesi bir formülasyonla mümkün olabilirdi!
Atatürk’ün ırka değil de, ortak bir ülküye dayandırdığı milliyetçiliği, başka halklara da ilham kaynağı olmuş ve Ulusal Kurtuluş Savaşlarına fikri kazanım sağlamıştır!
Bugün bu söz, dünden daha önemlidir!
Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir!
15 Nisan 2009

30 Mart, 2009

Gül ve Kukla Devlet misyonu - Mehmet Ali Güller

Gül ve Kukla Devlet misyonu

AKP’nin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ABD ile imzaladığı “2 sayfalık 9 maddelik” gizli anlaşmanın bir maddesini daha hayata geçirmek için adım attı. Gül’ün bu adımı kamuoyuna “Kürdistan açılımı” olarak yansıtıldı. Gül, Türk dış politikası açısından büyük kayba neden olan Bağdat seferinde beş önemli mesaj verdi.

Gül ilk defa “Kürdistan” ifadesini kullanarak, Türkiye’nin bu konudaki kırmızı çizgisini Cumhurbaşkanı sıfatını kullanarak ortadan kaldırdı. Gül, kamuoyundan gelebilecek tepkilere karşi da, “Irak Anayasası’nda böyle yazıyor” mazeretine sığındı.

Gül, “Kürdistan” Bölgesel Yönetimi’nin Başbakanı Neçirvan Barzani ile resmi görüşme yaparak, Kürdistan’ı tanımış oldu!

“Kapalı kapılar arkasında kapsamlı bir çalisma var, umutluyum” diyen Gül, masada “önemli aktörlerin” olduğu mesajını verdi. Gül, planın devreye sokulmasıyla birlikte, “2009 yılında çok güzel şeyler olacak” müjdesi vermişti!

“Artık kan, şiddet ve terör bitmelidir. Siyasete geçme zamanıdır” diyen Abdullah Gül, PKK’nın siyasallaşması mesajını vermiş oldu. Kaldı ki PKK, geçmiş dönemde, önüne “siyasallaşma” hedefini koymuştu. Böylece PKK hedefine ulaşmış oldu.

1986 yılından beri Türkiye’ye dayatılan “Türkiye himayesinde Kürdistan” planı, 23 yıl sonra devlet katında onay bulmuş oldu. Özal’ın siyasi mirasçısı olduğunu her fırsatta dile getiren AKP, onun “federasyon tartışılmalıdır” dediği noktadan aldığı bayrağı Erbil’e ve Diyarbakır’a dikmiştir.

ABD direktörlüğündeki AKP, KDP ve KYB imzalı planın geldiği bu aşamayı daha iyi anlayabilmek için 2009’un başindan beri olan gelişmeleri kısaca hatırlamakta fayda var.

ABD emperyalist devleti, 21 yüzyıl için önüne koyduğu BOP projesinde istediği ilerlemeyi sağlayamadı. Üstelik, geri adımlar atıp, mevziler kaybetti. Ancak ABD devleti açısından projeden vazgeçmek sözkonusu olamazdı. BOP projesi ABD devletinin 21. yüzyılda da süpergüç kalabilmesi için çizilmis bir rotaydı. ABD devleti, bu projeyi uygulatabilmek için 2000 seçimlerinde Al Gore’a darbe yapmış ve yeniden sayılan Florida oylarıyla Bush’u iktidara getirmişti. Ancak Bush yönetimi değişen şartlar ve güçlenen Avrasya nedeniyle BOP’u önemli oranda ilerletemedi ve büyük itibar kaybetti. ABD derin devleti, “biraz Müslüman, biraz Hüseyin, biraz siyah” olan Barack Hüseyin Obama ile BOP’a makyaj yaptı.

BOP’un yeniden uygulanabilmesi için revizyon yapan ABD devleti, aslında Bush’un belirlediği “Irak’tan geri çekilme takvimini” Obama ile resmi olarak ilan etti. Ancak “geri çekilme” diye sunulan, aslında ABD’nin “Irak’ın kuzeyine yerleşmesi” planıydı.

AKP, TRT Şeş “açılımı” yaptı. Açılışta, Başbakan Erdoğan Kürtçe “hayırlı olsun” dedi!

Fethulah Gülen’in Abant Platformu, yıllardır sürdürdüğü Türkiye karşitı faaliyetlerinde, bu yıl zirve yaptı. Platform, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın önerisiyle, bu yıl Irak’ın kuzeyindeki Erbil kentinde toplandı. “Kürt sorunu: Barışı ve kardeşliği aramak” adıyla düzenlenen toplantılara katılanlar, “hepimiz evimizdeyiz, hepimiz Kürt’üz” sloganlarıyla halay çekti ve ekranlara “yüreğimizdeki sınırlar kalktı” mesajları verdi. Platform yayımladığı sonuç bildirgesinde, “Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında münasebetlerin kurulmasını ve geliştirilmesini”; “sınırlardan geçişlerin kolaylaştırılmasını”; “Erbil’de Türk konsolosluğu, Ankara’da da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi temsilciliğinin açılmasını” talep etti. Sonuç bildirgesinde göze çarpan bir diğer önemli madde de, Erbil’de yapılması planlanan “Ulusal Kürt Konferansı”na katılım talep etmesiydi!

Gül, Kürt sorunu konusunda “2009 yılında çok güzel şeyler olacak” müjdesi verdi!

5. Dünya Su Forumu vesilesiyle Türkiye’ye gelen KYB lideri ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, “PKK’nın silahsızlandırılması” başlıklı ABD planını uygulamaya soktu. Bu başlıklı bir plan, hassasiyetleri nedeniyle elbette Türk kamuoyundan olumlu tepkiler alacaktı! Talabani’nin eline verilen çantadan üç maddelik bir plan çikti: Kuzey Irak’taki PKK liderlerinin üçüncü ülkelere gönderilmesi.

Diğer PKK’lılar için genel af çikarilmasi ve Türkiye’de siyaset yapmalarına olanak sağlanması.

Erbil’de yapılacak “Ulusal Kürt Konferansı”na Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki Kürt hareketlerinin temsilcilerinin davet edilmeleri! (Böylece Türkiye PKK ile aynı masaya da oturtulmuş olacak!)

Kısaca hatırlattığımız bu gelişmelerin ardından da Gül’ün Türkiye Cumhurbaşkanı sıfatıyla yaptığı Bağdat seferi gerçekleşti . Sırada, yukarıda kısaca değindiğimiz “Ulusal Kürt Konferansı” var!

ABD, bu konferansla Irak’ın kuzeyinde oluşturduğu Kukla Devleti’ni resmileştirmeyi hedefliyor. Gül ise Cumhurbaşkanı sıfatıyla, ABD’nin “Türkiye himayesinde Kürdistan Planı”nı uygulayacağını göstermiş; merkezi devlet kurumlarından gelebilecek tepkilere karşi da bir ay öncesinden “normalleştirme” operasyonuna başlamıştır. “Kürdistan dedim, demedim” oyunu da bu normalleştirmenin somut ifadesidir.

“PKK’nın silahsızlandırılması” şeklindeki tuzağa karşi çikacak kesimlerin liderleri de, Ergenekon tertibiyle eli kolu bağlı hale getirilince, Washington için uygun zemin yaratılmış oldu.

Sırada, Kukla Devleti kuzeye doğru genişletmek hedefleri var!

25 Mart 2009

17 Mart, 2009

Kriz ve Keriz - İktisada Yeşil Çözüm

Başbakan Tayyip Erdoğan, ekonomik krizin ilk gününden bu yana “kriz teğet geçti-geçiyor” iddiasından vazgeçmedi.
Arada, “kriz psikolojiktir” gibi gerçeküstü tanımlamalarda da bulundu.
Ekonomistler, Başbakanın ekonomi bilgisini ballandıra ballandıra halka anlatırken, salt oğlunun gemiciğinden hareket etmediler elbette…
Başbakanın “tuvalet fiyatını 1 milyondan 1 liraya düşürdüm” şeklindeki büyük atılımı günlerce alkış aldı.
Başbakan Erdoğan, “kriz teğet geçti” iddiasını önceki gün de sürdürdü.
Eskişehir mitinginde halka seslenen Erdoğan, “Kriz, bizim kriz değil. Teğet geçecek dediğimde dalga geçtiler” diyerek, en başından beri kendisine inanmayan siyasi çevrelere de gönderme yaptı!
Gerçi Türkiye pek çok ekonomik kurumun tablosunda, “küresel krizin başlamasından bu yana sanayisi en hızlı küçülen beşinci, ‘resmi’ işsizlik oranıyla da dünya ikincisi” gözükse de, “kriz hamdolsun teğet geçti” AKP’ye göre…
Başbakan’ın Çalık Holding’de yönetici olan damadı Berat Albayrak ise geçen gün şöyle konuştu yurtdışında: “Krizi öngördüm. Grup olarak planlarımızı buna göre yaptık, krize nakit pozisyonda yakalandık. Bu nedenle krizden hiç etkilenmedik diyemeyeceğim ama çok az etkilendik.”
Bu durumda ortaya şu sonuç çıkıyor elbette. Ya Başbakan “kriz teğet geçti” derken, damadından, oğlundan, yakın çevresinden bahsetmiş sadece. Ya da, halka gerçeği söylememiş! Hani mal varlığı sorulduğunda, “oğlumun düğününde takılanları, oğlumdan borç aldım” demiş, gemicik sorulunca da oğluna borç vermişti ya…
Krizde keriz kalmak istemeyenlere, müstakil sermayedarlar şimdi AKP tarzı bu reçeteyi öneriyor…
Mehmet Ali Güller
16 Mart 2009

04 Mart, 2009

Ayrılığa dair / Kızıma...

Ayrılık da bir yaradır birtanem
acısı duyulmaz açıldığı an
geçer gider iz birakmaz geride
acısı acısı acısı kalır...
gha

08 Şubat, 2009

Erdoğan'ın Kahramanlık Öyküleri - Mehmet Ali Güller

Erdoğan’ın kahramanlık öyküleri Dovos’daki dramayla Türk milletine ve Arap halkına “kahraman” olmaya çalışan Tayyip Erdoğan’la ilgili öyküler anlatılmaya devam ediyor! Yeni öyküyü de Egemen Bağış patlattı: Meğer Tayyip Erdoğan, ABD’nin 4 Temmuz 2003’de, Süleymaniye’de 11 askerimizin başına çuval geçirdiği onur kırıcı olayda, ne kahramanlıklar yapmış..! Egemen Bağış aynen şöyle söylüyor: “O askerlerimizin orada içerisine düştüğü durumdan sonra Başbakanımız dönemin ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ile görüştüğünde, ki o gün ulusal tatil günüydü ve zorla buldurduk tatil yaptığı yerden... 4 Temmuz ABD’nin bağımsızlık günüydü, 'Bizim çocukları çabuk serbest bırakın' dedi. Cheney, 'Sayın Başbakan emin olun ki durumları çok iyi' dedi. Başbakanımız dedi ki 'Ben hapis yatmış biriyim. Gözaltında, hapiste olan kişinin durumunu bana anlatmayın bunu kabul edemem, çabuk o çocukları serbest bırakın' dedi ve onları Başbakanımız kurtardı.” Erdoğan’a atfedilen kahramanlık öyküsünün özeti şu: Erdoğan Cheney’ye posta koymuş ve askerlerimizi kurtarmış! Erdoğan ve kurmayları, alemi balık hafızalı sandıkları için yerel seçimler öncesinde bir de bu hikayeyi uydurdular! Egemen Bağış, Erdoğan’ın Cheney’yle yaptığı bu konuşmanın yalanlanamayacağını düşünüyor çünkü AKP iktidarında devlet adamlarıyla yapılan görüşmelerde tutanak tutulmadı, tutulmuyor…
Gelin biz de Erdoğan’ın 4 Temmuz’daki gerçek hikayesini hatırlatalım o zaman…
Öncelikle Erdoğan’ın Cheney’ye “posta koymasıyla” o gece (4 Temmuz 2003 Cuma) askerlerimiz serbest bırakılmadı. O gece havaalanında tutuklu halde bekletilen 3 subay ve 8 astsubayımız ertesi gün yani 5 Temmuz Cumartesi günü sorguya alındı. Sorgunun ardından askerlerimiz başları çuvallı olarak helikopterlerle Bağdat’a götürüldü. Askerlerimiz 6 Temmuz 2003 Pazar günü, bir de Bağdat’ta sorgulandı.
Bu arada 5 Temmuz’dan itibaren Türk milleti görülmedik eylemlere, protestolara imza atıyordu. Milletin ABD’ye karşı tepkisi had safhadaydı.
Bu şartlar altında ABD, askerlerimizi 7 Temmuz 2003 Pazartesi sabahı serbest bıraktı! Yani Egemen Bağış’ın uydurduğu gibi askerlerimizi o gece telefon konuşmasıyla Erdoğan kurtarmadı! O telefondan tam üç gün sonra askerlerimiz serbest kalabildi.
AKP hükümeti ve Tayyip Erdoğan, milletimizin onurunu kıran bu olaya karşı ABD’ye hesap soramadığı gibi milletimizin onurunu daha da kırdı: “ABD’ye nota verilecek mi” diye soran gazetecilere de, “Ne notası, müzik notası mı veriyoruz?” yanıtını veren Erdoğan, milletimizin hassasiyetiyle dalga geçti.
Peki dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül bu süreçte neler yaptı? Gül, programını hiç bozmadı ve Kayseri’ye mantı yemeğe gitti. Orada gazetecilerin olayla ilgili sorularına da “lokal bir olay” yanıtı vererek küçümsedi!
Sırf yerel seçimlerde yelken şişirebilmek için böyle bir hikaye nasıl uydurulur? Türkiye’yi yönetme iddiasındaki bir parti böyle bir komediye nasıl imza atar? Sorular çoğaltılabilir. Ama şu süreçte yanıt tektir: Goethe’nin dediği gibi “çözümde yer almayanlar, problemin bir parçası olurlar”.
Haydi çözüme..!
7 Şubat 2009
Abdullah Çatlı’nın çantasına dair hikâyeler var, çanta yok!
Susurluk’tan 13 yıl sonra Çatlı’nın çantası hâlâ sır. Hoştan: ‘Çanta bende, içindekilerse eşinde’. Kırcı: ‘Çantayı bulan Susurluk’u çözer’. Bucak’ın koruması: ‘Çantayı bizim şoför aldı’. Bucak: ‘İçindekiler işte bunlar’. Güney: ‘Çanta Veli Küçük’te’. Küçük: ‘Ne çantası?’
Kaynak: www.guncelmeydan.com