Translate

08 Şubat, 2009

Erdoğan'ın Kahramanlık Öyküleri - Mehmet Ali Güller

Erdoğan’ın kahramanlık öyküleri Dovos’daki dramayla Türk milletine ve Arap halkına “kahraman” olmaya çalışan Tayyip Erdoğan’la ilgili öyküler anlatılmaya devam ediyor! Yeni öyküyü de Egemen Bağış patlattı: Meğer Tayyip Erdoğan, ABD’nin 4 Temmuz 2003’de, Süleymaniye’de 11 askerimizin başına çuval geçirdiği onur kırıcı olayda, ne kahramanlıklar yapmış..! Egemen Bağış aynen şöyle söylüyor: “O askerlerimizin orada içerisine düştüğü durumdan sonra Başbakanımız dönemin ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ile görüştüğünde, ki o gün ulusal tatil günüydü ve zorla buldurduk tatil yaptığı yerden... 4 Temmuz ABD’nin bağımsızlık günüydü, 'Bizim çocukları çabuk serbest bırakın' dedi. Cheney, 'Sayın Başbakan emin olun ki durumları çok iyi' dedi. Başbakanımız dedi ki 'Ben hapis yatmış biriyim. Gözaltında, hapiste olan kişinin durumunu bana anlatmayın bunu kabul edemem, çabuk o çocukları serbest bırakın' dedi ve onları Başbakanımız kurtardı.” Erdoğan’a atfedilen kahramanlık öyküsünün özeti şu: Erdoğan Cheney’ye posta koymuş ve askerlerimizi kurtarmış! Erdoğan ve kurmayları, alemi balık hafızalı sandıkları için yerel seçimler öncesinde bir de bu hikayeyi uydurdular! Egemen Bağış, Erdoğan’ın Cheney’yle yaptığı bu konuşmanın yalanlanamayacağını düşünüyor çünkü AKP iktidarında devlet adamlarıyla yapılan görüşmelerde tutanak tutulmadı, tutulmuyor…
Gelin biz de Erdoğan’ın 4 Temmuz’daki gerçek hikayesini hatırlatalım o zaman…
Öncelikle Erdoğan’ın Cheney’ye “posta koymasıyla” o gece (4 Temmuz 2003 Cuma) askerlerimiz serbest bırakılmadı. O gece havaalanında tutuklu halde bekletilen 3 subay ve 8 astsubayımız ertesi gün yani 5 Temmuz Cumartesi günü sorguya alındı. Sorgunun ardından askerlerimiz başları çuvallı olarak helikopterlerle Bağdat’a götürüldü. Askerlerimiz 6 Temmuz 2003 Pazar günü, bir de Bağdat’ta sorgulandı.
Bu arada 5 Temmuz’dan itibaren Türk milleti görülmedik eylemlere, protestolara imza atıyordu. Milletin ABD’ye karşı tepkisi had safhadaydı.
Bu şartlar altında ABD, askerlerimizi 7 Temmuz 2003 Pazartesi sabahı serbest bıraktı! Yani Egemen Bağış’ın uydurduğu gibi askerlerimizi o gece telefon konuşmasıyla Erdoğan kurtarmadı! O telefondan tam üç gün sonra askerlerimiz serbest kalabildi.
AKP hükümeti ve Tayyip Erdoğan, milletimizin onurunu kıran bu olaya karşı ABD’ye hesap soramadığı gibi milletimizin onurunu daha da kırdı: “ABD’ye nota verilecek mi” diye soran gazetecilere de, “Ne notası, müzik notası mı veriyoruz?” yanıtını veren Erdoğan, milletimizin hassasiyetiyle dalga geçti.
Peki dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül bu süreçte neler yaptı? Gül, programını hiç bozmadı ve Kayseri’ye mantı yemeğe gitti. Orada gazetecilerin olayla ilgili sorularına da “lokal bir olay” yanıtı vererek küçümsedi!
Sırf yerel seçimlerde yelken şişirebilmek için böyle bir hikaye nasıl uydurulur? Türkiye’yi yönetme iddiasındaki bir parti böyle bir komediye nasıl imza atar? Sorular çoğaltılabilir. Ama şu süreçte yanıt tektir: Goethe’nin dediği gibi “çözümde yer almayanlar, problemin bir parçası olurlar”.
Haydi çözüme..!
7 Şubat 2009
Abdullah Çatlı’nın çantasına dair hikâyeler var, çanta yok!
Susurluk’tan 13 yıl sonra Çatlı’nın çantası hâlâ sır. Hoştan: ‘Çanta bende, içindekilerse eşinde’. Kırcı: ‘Çantayı bulan Susurluk’u çözer’. Bucak’ın koruması: ‘Çantayı bizim şoför aldı’. Bucak: ‘İçindekiler işte bunlar’. Güney: ‘Çanta Veli Küçük’te’. Küçük: ‘Ne çantası?’
Kaynak: www.guncelmeydan.com

01 Şubat, 2009

DAVOS'da DRAMA - Mehmet Ali Güller

Panel talebinin iki hafta önce bizzat Erdoğan’dan geldiğini öğrenince, Davos’da aslında bir “drama” yaşandığı gerçeği tamamen pekişmiş oldu! 22 gün süren Gazze işgali boyunca, tek bir yaptırım bile uygulamadan İsrail’e karşı “üst perdeden” demeçler veren Tayyip Erdoğan ile Şimon Peres’in paneli de ancak drama olurdu zaten!
Çünkü Gazze işgali sırasındaki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi, “Erdoğan, İsrail-Filistin meselesinin neresinde” sorusuna giden tek yanıt, Erdoğan’ın BOP eşbaşkanlığı görevinden geçmektedir! Bu görevi görmezden gelerek verilecek her yanıt, yalnızca, Erdoğan’ın tüm bu gelişmelerde ayrıca medet umduğu yerel seçim yelkenini şişirme hedefine hizmet edecektir.
ABD’NİN 2025 STRATEJİSİ
Davos’da bir drama yaşanmasına kadar uzanan bulanık süreci berraklaştırmak için ABD stratejisini yeniden hatırlayalım:
ABD, “Balkanlar’dan Orta Asya’ya tüm Avrasya” jeopolitik düzleminde tanımlanan 2025 stratejisi gereği uygulamaya soktuğu Büyük Ortadoğu Projesi’nin, önce Yugoslavya aşamasını tamamladı. Ardından 2003 Irak işgaliyle diğer aşamaya geçti. Bu aşama öncesinde, Türkiye’de 2001 ekonomik krizi yaratılarak, BOP’a uygun –eşbaşkanlık görevini kabul eden ve Türk Ordusu’nu ABD-NATO görev gücü yapmaya hazır- bir iktidar değişikliğine gidildi.
Çünkü 1986’dan beri Türkiye’ye dayatılan ve BOP’un ileri hamlelerinde olmazsa olmaz öneme sahip olacak Kukla Devlet planlarını Ankara bir türlü kabul etmiyordu! 12 Mart’ı, 12 Eylül’ü ABD adına Yeşil Kuşak stratejisi içinde yapan NATO generallerinin yerini, ABD planlarına direnen milli generaller almıştı! (Bu değişim-direnç, yıllar sonra Ergenekon tertibinin de nedeni olacaktı!)
SÜPERNATO CİNAYETLERİ
“Türkiye himayesinde Kürdistan” ya da Kukla Devlet planına önce dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Üruğ direndi. ABD, bu dirence Özal üzerinden “iki Necdet” operasyonuyla yanıt verdi. ABD 3 yıl sonra yeniden planı dayattığında, Ankara’yı, “Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Çetin Emeç, Turan Dursun” suikastlarıyla da ikaz ediyordu. Herşeye rağmen, Kukla devlet planına 1991’de de Genelkurmay Başkanı Org. Necip Torumtay, istifa ederek direndi.
1991 -1996 yılları, ABD ve Türkiye açısından planla ilgili çatışmaların daha da sertleştiği bir dönem oldu. Bu dönemde Ankara’nın öne çıkan hamlesi Ankara süreciydi. ABD, planlarını çökertecek bu gelişmeye karşı bu kez Uğur Mumcu ve Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis suikastıyla ve Sivas Katliamına kadar uzanan pek çok olayla yanıt verdi.
ÇELİK HAREKATI
Sürece keskin bir darbe vurmak isteyen Türk Ordusu, Başbakan Tansu Çiller’e bile önceden haber vermeden, 35 bin kişiyle Kukla devlete girdi. ABD, Kukla Devleti resmileştirme yolunda ileride kullanacağı 3000 peşmergeyi, tarihe Çelik Harekatı diye geçen bu sınır ötesi operasyon sonucunda, Guam’a taşımak zorunda kaldı. Durumun ciddiyetini önceden analiz eden ABD istihbaratı, Çelik Harekatı’nı engellemek için Gazi mahallesinde Alevi-Sünni çatışmasını amaçlayan provokasyon bile yaptı!
28 ŞUBAT’IN HEDEFİ ABD’YDİ
28 Şubat 1997 de, aslında bu sürece direnmek zorunda olan Türkiye’nin, ikili iktidar yapısına yönelik bir ayarlamaydı. Çünkü ABD planlarına göre farklı farklı mevzilenen Türk Ordusu ile hükümetler arasındaki duruş farkı Ankara’nın elini hep zayıflatıyordu. 28 Şubat sonrası bir pat durumu yaşandı. SüperNato bu dönemde Ahmet Taner Kışlalı’yı öldürdü. ABD emperyalist devleti, Büyük Ortadoğu Projesi’ni uygulama zorunluluğu nedeniyle, iktidara NeoConları taşıdı ve 2003 Irak işgali öncesi içte ve dışta gerekli ayarlamaları yaptı. Dışta yaptığı en önemli ayarlardan biri, başta da söylediğimiz gibi, 2001 ekonomik kriziyle, 2002’de BOP eşbaşkanlığı görevini kabul edecek bir iktidar değişikliğiydi.
ABD TÜRK ORDUSU’NA SİLAH GÖSTERDİ
Ancak Türk Ordusu ABD planlarına direnmeye devam ediyordu. 1 Mart 2003 tezkeresinin reddiyle ABD planı yine büyük yara almıştı. Türk Ordusu’nun direncini kırmak isteyen Washington, bu dönemde 4 Temmuz Süleymaniye baskını-Çuval operasyonu ile resmen TSK’ya silah gösterdi!
EMPERYALİZM OBAMA’YLA DERİ DEĞİŞTİRİYOR!
Dünyadaki güçler dengesinin aldığı yeni boyut da ABD planlarını sekteye uğratıyordu. Çin ve Rusya’nın bazı hamleleri ile İran’ın bölgesel direnci Washington’u güç kaybına götürdü. Bush iktidarının dünya halkları karşısında itibar yitirmesi Amerikan Devleti’ni yeni bir hamle değişikliğine götürdü ve iktidara “biraz zenci, biraz Müslüman, biraz Hüseyin” olan Obama’yı getirdi. Emperyalizm deri değiştirdi! Bu deri değişimi sürecinin Ortadoğu’ya ilk yansıması İsrail’in Gazze’yi işgaliydi.
İRAN’DAN ROL ÇALMA OPERASYONU Tayyip Erdoğan’ın misyonu artık, “ılımlı İslamcı” bir BOP eşbaşkanı olarak Ortadoğu’da İsrail’le Arap’lara eşit mesafede olacak bir “ağabey”likti. ABD, Tayyip Erdoğan’ı öne çıkararak, Ortadoğu’da liderlik üstlenen Ahmedinejad’ı yani “antiemperyalist İran”ı devre dışı bırakmak istiyordu. Washington, ABD karşıtı Ahmedinajad’ı destekleyen Arap halklarını mümkünse yanına çekmek, olmadı tarafsızlaştırmak için Tayyip Erdoğan’a ihtiyaç duydu. Arap halkları üzerinden uygulanacak bu psikolojik savaşın en önemli kaynağı ise ancak sözde İsrail karşıtlığı olabilirdi. Nitekim öyle de oldu! Gazze işgalinin hemen öncesinde Ankara’da İsrail başbakanı Olmert’le buluşan Erdoğan, işgal boyunca İsrail karşıtı bir görüntü verdi. Ancak bu karşıtlığa rağmen, ne İsrail-Türkiye anlaşmalarıyla ilgili bir adım attı ne de İsrail devletine karşı siyasi bir tavır aldı. Büyükelçimizi en azından görüş almak için bile geri çekemeyen Tayyip Erdoğan, CHP’nin önerdiği TBMM’den ortak kınama çıkarma kararını da engelledi! Erdoğan Amerikan Yahudi Komitesi’nin 2004 yılında kendisine verdiği “Cesaret Ödülü”nü bile iade edemedi!
ERDOĞAN’IN DAVOS BEKLENTİLERİ!
Tüm bu gelişmelerin ardından, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda Tayyip Erdoğan’ın Şimon Peres’le bir panelde buluşacağı duyulduğunda, çok haklı olarak şu iki soruyu sorduk: Erdoğan madem İsrail karşıtı, Davos’da, İsrail Cumhurbaşkanı’yla bir panelde ne işi var? Böylesi bir panelden Türk dış politikası mimarlarının ne beklentisi var? Sorunun yanıtı panel sonrasında ortaya çıktı! Peres’in herkesi şaşırtan ses tonu ve üslubu, Ignatius’un “kötü” yönetimi ve Erdoğan’ın “anlık sinirden kaynaklanmadığı” anlaşılan düzgün cümleleri, (çünkü 6 yıldır gördük ki, Erdoğan sinirlendiğinde düzgün cümle kuramıyor, üstelik argo kelimeler kullanıyor) Ortadoğu halklarına yönelik bir psikolojik savaşın en önemli sahnesini oluşturdu!
MİLLİ DEVLET’TEN KABİLE DEVLETİ’NE
Dünya televizyonları canlı yayına geçtiğinde, İstanbul’daki hazırlıklar da son aşamasına gelmek üzereydi. Çünkü Erdoğan aynı zamanda “seçim çalışmasına Davos’dan başlamıştı”! Bir taşla birkaç kuş vurulacaktı.
Tüm aktörler, ileride olabilecekler konusunda rahattılar zaten. Ciddi bir “kriz” beklentisi taşımıyordu AKP kurmayları. Kaldı ki, ertesi gün, İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gabby Levy, endişe edecek bir şey olmadığını, işlerin en kısa sürede yoluna gireceğini açıklıyordu! Davos’daki dramanın en kötü sahnesi de, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın eşinin ağlayarak kameralar karşısında “İsrail Cumhurbaşkanı’nın söylediği her şey yalan” sözleriydi..! Milli devlet modelinden, kabile devlet modeline geçmiştik artık!
“DAVOS FATİHİ” AFİŞLERİ ÇABUCAK HAZIRLANMIŞ!
Masadan “benim için Davos bitmiştir” diyip kalkan Erdoğan, bir süre sonra Dünya Ekonomik Forumu Başkanı Kalus Scwab ile ortak basın toplantısı düzenledi. Erdoğan bu kez ne Şimon Peres’i, ne de İsrail devletini hedef aldı? Olanlara moderatör (Panel yöneticisi) David Ignatius sebep olmuştu! Erdoğan Ignatius’a kızdığı için Panel’i terk etmişti! Gece geç saatlerde İstanbul’a gelen Erdoğan, hazırlanan “davos fatihi, dünya lideri” afişleriyle karşılandı. Oyunun bu aşamasında, Türk milletinin haklı İsrail karşıtlığı kullanılarak, yerel seçimler öncesi yelkenler de şişirilecekti.
“HEPİMİZ ERMENİYİZ”CİLERİN GERÇEK YÜZÜ
Ertesi sabah yandaş medya aracılığıyla hazırlanan ortamda, Erdoğan Ortadoğu’nun yeni lideri ilan ediliyordu. Erdoğan’ın tutumunu eleştirecek olan kesimlere karşı gerekli hazırlık da yapılmıştı. Suçlu, Erdoğan’ın da işaret ettiği kötü “moderatör” David Ignatius’du. Daha dün bir işaretle “hepimiz Ermeniyiz” diyen demokrasici kalemler, birden Ignatius’un Elazığ-Harput kökenli Ermeni bir aileden geldiğini yazıp-çizdiler. Daha dün “hepimiz Ermeniyiz” diyenler, bugün Ignatius’un paneli kötü yönetmesini Ermeni kökenli olmasına bağlıyorlardı! Hrant Dink’in ardından sahte gözyaşı dökenlerin, gerçek etnik ayrımcı yaklaşımları bir kez daha ortaya çıkmıştı!
Oysa David Ignatius Aralık ayında İstanbul’a geldiğinde, Dolmabahçe’de Erdoğan’ın başdanışmanı Ahmed Davudoğlu’yla görüştüğünde, 21 Aralık’ta Washington Post’da bu görüşmeyi yazdığında, Ahmet Davudoğlu ve AKP’nin dış politikasına övgüler dizdiğinde, hatta “domino teorisi” diye yaldızlanan bu dış politikayı Barack Obama’ya tavsiye ettiğinde, “Ermeni kökenli” değildi! 21 Aralık tarihli yandaş gazeteleri açın bakın, Ignatius o gün, en utangaçları bile “ABD’nin en önemli kalemi” diye yağlıyordu!
BAĞDATLI ÇOCUKLAR MÜSLÜMAN DEĞİL Mİ?
Panelden bu yana Türkiye ikiye bölündü. Bir yandan Erdoğan’a büyük alkış var. Çünkü, yukarıda özetlemeye çalıştığımız yöntemlerle millete, Erdoğan’ın İsrail’e tepki gösterebilen bir lider olduğu imajı çizildi! Filistin’de çocuklar öldüğü için tepki gösteren Erdoğan’ın, ABD Bağdat’ta çocuk öldürürken neden sustuğunu kimse sormuyor Erdoğan’a bu atmosferde? Askerlerimizin başına çuval geçirilirken, nota isteyen kesimlere, “ne notası, müzik notası” mı diyen Erdoğan unutuldu bile! Yüz binlerce Müslüman’ın katledildiği Irak’ta, ABD daha başarılı olabilsin, daha çok öldürebilsin diye, TBMM’den tezkere çıkarmaya çalışıldığı da hiç hatırlanmıyor bugünlerde!
ERDOĞAN’A YANLIŞ YERDEN VURULUYOR!
Erdoğan’ı eleştiren kesimlerin bir bölümü ise resmen İsrailcilik yapıyor! Daha doğrusu İsrailci bazı özel kalemler, Tayyip Erdoğan’ı, “Hamasçı, batıya sırtını dönen Ortadoğulu” diye yaftalıyor! Bizim bazı “Laikçi” çevreler de, bu koroya kapılıp, İsrailcilik yapmış oluyorlar. Ortadoğulu olmak ayıpmış gibi… Ortadoğu bizim yaşam alanımız!
Erdoğan’ı Hamas’ın sözcülüğünü yapmakla suçlayan bu kesimler, (İsrail’in işgal politikası Hamas yokken de vardı!) Türk dış politikasının Yahudi Lobisi’ni kaybederek intihar ettiğini yazıp çiziyorlar!
Kaldı ki bu çevreler yıllardır, ABD’yi Ermeni ve Yahudi lobisinin yönettiği yalanını yazarak, emperyalist ABD devletini, Yahudi sermayesinin oyuncağı olan bir zavallı gibi göstermeye çalışıyorlar. Onlara göre, Yahudi Lobisi sayesinde, Türkiye Ermeni Lobisi’nin saldırısına direniyor yıllardır! Geçiniz! Lobi devleti değil, Devlet lobiyi kullanır!
CHP’den Tayyip Erdoğan’a yönelik eleştiriler de tutarsızdır. “Erdoğan samimi ise şunu da yapsın, bunu da yapsın” demek, politika üretememenin en doğal sonucudur! ABD’nin BOP Eşbaşkanı sıfatını taşıyan Tayyip Erdoğan’dan nasıl bir samimiyet beklenebilir ki?!
SONUÇ
Tayyip Erdoğan, kimi “laikçi-Arap karşıtı-İsrail yandaşı” çevrelerin korkmasına yer bırakmayacak kadar ABD ve İsrail politikalarına uyumludur! Bu uyum, BOP eşbaşkanlığı görevinden kaynaklanmaktadır. Erdoğan, ABD ve İsrail’le köprüleri atamaz. Çünkü Erdoğan’ı bizzat o koltuğa ABD ve İsrail getirmiştir.
Tayyip Erdoğan sadece, halkımızın özlediği “devlet adamı” rolünü, üstelik çok da kötü oynamıştır Davos’taki dramada…
1 Şubat 2009

24 Aralık, 2008

Birileri Özür Diliyor Ama Bir Ermeni-Türk Şunu diyor:*

"tehcir, Osmanlı'nın iç ve dış güvenliği için çıkarmak zorunda kaldığı bir yasaydı. Yasanın çıkmasında bizim 1000 yıllık birlikteliğimizi bozmak isteyen dış güçlerin etkisi var. Yasanın çıkmasına neden olanlar,Osmanlı'yı işgal edenlerdi, yani Fansızlar,İngilizler ve Ruslar. Yüz binlerce Ermeni öldü. Bir Türk olarak diyorum ki: bunun tazminatını işgalciler ödemeli. Kimse Ermenileri basamak, maşa yapmasın. Bizi sahaya sürüp tribünden seyrediyorlar. Ayyıldızlı bayrak ve bu vatan bizim! Ermeni toplumundan geliyorum, Kastamonuluyum. Ne Mutlu Türk'üm diyene! "
* Keğam Karabetyan

11 Kasım, 2008

Leb wohl /gha - 2006

Leb wohl!
Leb wohl die schönste Zeit des Lebens! Leb wohl September !
Gegenüber deiner Schönheit und Traurigkeit mein Verzweiflung wird immer größe .... Meine Augen, nicht mal mein Herz ist genügend groß für dieses Ereignes. Dein Gesicht, dieses bittere Schönheit, tut mir im innersten weh ...
Ich denke, ausser schreien kann ich nichts dagegen. Schreien, schreien: !ch weiß, ja aIle hat seinen Preis.
Irgendwann - Irgendwie muss man zahlen .. doch das kann ich auch nicht! Ich kann nichts ausser herunter schlucken . .
Ich schlucke herunter, immer wieder, wenn ich dein Gesicht: diese bittere Schönheit sehe. Ich stehe vor dir, und merke wie unvolstandig ich bin! Wie klein, wie hilflos!
Ich kan nicht-, nichts mehr. Lebwohl!
Leb wohl die schönste Zeit des Lebens.
Leb wohl September!

22 Ekim, 2008

ADD/Atatürkçü Düşünce Derneği Berlin-Brandenburg

Atatürkçü Düşünce Derneği Berlin-Brandenburg
Verein zur Förderung der Ideen Atatürks Berlin-B. e.V.
Hohenstaufenstraße 7 • 10781 Berlin •
• Tel.: 787 10 777 •
www.add-berlin.de ataturk-add-berlin@t-online.de
“Ben, manevi miras olarak hiç bir ayet, hiç bir dogma, hiç bir kalıplaşmış kural bırakmıyorum.
Benim manevi mirasım bilim ve akıldır.“
Mustafa Kemal ATATÜRK
Berlin, 17 Ekim 2008
Saygıdeğer Üyemiz,
Cumhuriyet Bayramı ve 10 Kasım nedeniyle Türkiye’mizden Derneğimizin konuğu olarak gelecek konuşmacılarımız kesinlik kazandı. 14 Kasım Dayanışma Gecemiz için gerekli hazırlıklar, çalışmalar tamamlandı.
Aydınlanma Devrimi Şehitlerimizden Prof. Ahmet Taner Kışlalı’yı 9. ölüm yıldönümünde, 24 Ekim Cuma günü saat 19.00’da Derneğimizde düzenleyeceğimiz toplantıyla anacağız.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kapsamında Akdeniz Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Şahin Filiz 31 Ekim Cuma günü saat 19:00’da Berlin Türkevi’nde (An der Urania 15, U-Bahnhof Wittenbergplatz) “Atatürk Cumhuriyetine karşı Siyasal Dincilik” konulu bir konferans verecektir.
Türkiye Cumhuriyet’nin kurucusu, Büyük Devrimci Mustafa Kemal Atatürk’ün bedenen aramızdan ayrılışının 70. yıldönümünde, 10 Kasım Pazartesi günü saat 19:00’da Türkevi’nde CHP İzmir Milletvekili Dr. Canan Arıtman “Cumhuriyet Devrimi ve Türk Kadını” konusunu dile getirecektir.
Derneğimiz, üyelerimizden gelen yoğun istek doğrultusunda 14 Kasım Cuma günü saat 19:00’dan itibaren 300 kişilik “For X Kongreßsaal”de (Mohrenstraße 1, U-Bahnhof Mohrenstraße) Dayanışma Gecesi düzenliyor. Zengin yemek çeşitlerinin yer aldığı açık büfe, meşrubat ve müzik dinletilerinin sunulduğu Dayanışma Gecesi için konuklardan 20 avro katkı bedeli alınacak. Giriş bileti temini, her türlü görüş ve önerileriniz için Salı akşamları saat 18:30 – 20:30 arası düzenlenen Yönetim Kurulu haftalık olağan toplantısına katılmanızı rica ederiz. Dayanışma Gecemize 12 yaş altı çocukların getirilmemesi özellikle rica olunur.
Gerek Türkiye’mizdeki olağanüstü gelişmeler, gerekse biz Atatürkçülerin çevremizdeki yurtsever güçleri – Atatürk’ümüzün Programında – birleştirmemiz yolunda her üyemizin gereken özveride bulunacağına güvenimiz tamdır.
Yönetim Kurulumuzca hazırlanan ve 3 Kasım 2008 tarihinde başlayacak ‘’haftalık kurs programı’’mızı ve yeni düzenlediğimiz ‘’İz bırakan Filimler’’ dizisiyle ilgili bilgileri ilişikteki eklerde bilginize sunuyoruz. Siz Üyelerimizi ve dostlarınzı tüm etkinliklerimizde aramızda görmeyi umut ediyor, başı dik, çağdaş, aydınlık Türkiye dileklerimizi yineliyoruz. Atatürkçü Düşünce Derneği Berlin-Brandenburg Yönetim Kurulu adına Olcay Başeğmez (Başkan) Atatürkçü Düşünce Derneği Berlin-Brandenburg Verein zur Förderung der Ideen Atatürks Berlin-B. e.V. Hohenstaufenstraße 7 • 10781 Berlin • • Tel.: 787 10 777 • www.add-berlin.de ataturk-add-berlin@t-online.de Berlin, 17 Ekim 2008
Atatürkçü Düşünce Derneği
– Kurs Programı –
(3 Kasım 2008 - ) Pazartesi Salı Çarşamba Perşembe Cuma C.tesi Pazar 12:00- 14:00 – Saz Kursu (Pazar Kahvaltısı)
14:00- 16:00 Edebiyat (C.tesi)
Güncel Gelişmeler 16:30- 18:30 İngilizce Kursu Satranç Kursu
Resim Kursu (Yetişkinlere)
Türkçe Kursu (Cuma) 18:30- 20:30
Türkiye’de Çağdaşlaşma (1860 – 1920)
(Yönetim Yönetim Kurulu Toplantısı)
Haftanın Filmi/Belgeseli Atatürk ve Altı Ok
Ud Kursu (Cuma) Sen gelmezsen, bir kişi eksiğiz!!! Atatürkçü Düşünce Derneği Berlin–Brandenburg İz Bırakan Filmler / Belgeseller: 5 Kasım 2008 – 21 Ocak 2009 (büyük ekranda!)
1. Hafta: Çarşamba, 5 Kasım 2008, Saat 18:30 2. Hafta: Çarşamba, 12 Kasım 2008, Saat 18:30 Konu: Ergenekon Tertibi Konu: Cumhuriyet Devrimi
Belgesel: “Fethullahçı Gladyo” (2008) Belgesel: “Türkiye’nin Kalbi Ankara” (1934) Yönetmen: Serkan Koç, 70dk. Yönetmen: Sergey Yutkeviç, 56 dk.
3. Hafta: Çarşamba, 19 Kasım 2008, Saat 18:30 4. Hafta: Çarşamba, 26 Kasım 2008, Saat 18:30 Konu: 11 Eylül ve ABD Seçimleri Konu: Ermeni İddiaları Belgesel: “Fahrenheit 9/11” (2004) Belgesel: “Büyük Yalan” (2007) Yönetmen: Michael Moore, 122dk., Almanca Yönetmen: Serkan Koç, 95 dk.
5. Hafta: Çarşamba, 3 Aralık 2008, Saat 18:30 6. Hafta: Çarşamba, 10 Aralık 2008, Saat 18:30 Konu: Ekonomik Kriz Konu: Fransa’nın Cezayir İşgali
Film: “Citizen Kane” (1941) Film: “Caché” (2005) Yönetmen: Orson Welles, 119 dk., Almanca Yönetmen: Michael Haneke, 115dk., Almanca 7. Hafta: Çarşamba, 17 Aralık 2008, Saat 18:30 8. Hafta: Çarşamba, 7 Ocak 2009, Saat 18:30 Konu: 2000’li yıllarda İstanbul ve Türkiye Konu: Venezuela Film: “Uzak” (2002) Film: “Devrim Televizyon’da Gösterilmeyecek” (2003) Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan 109 dk. Yönetmen: Kim Bartley ve D. O’Briain, 75dk., Türkçe
9. Hafta: Çarşamba, 14 Ocak 2009, Saat 18:30 10. Hafta: Çarşamba, 21 Ocak 2009, Saat 18:30 Konu: Batı ve Ruanda İçsavaşı Konu: İstanbul ve Tarikatlar Film: “Hotel Ruanda” (2004) Film: “Takva” (2006) Yönetmen: Terry George, 121dk., Almanca Yönetmen: Özer Kızıltan, 96 dk.
Atatürkçü Düşünce Derneği Berlin-Brandenburg Cuma Toplantıları: 24 Ekim 2008 – 24 Ocak 2009
Güncel gelişmelerin de ele alındığı Cuma Toplantıları’ımızdaki ana gündem maddeleri: 24 Ekim 2008, Cuma, saat 19.00’dan itibaren Konu: “Devrim Şehidi Prof. Ahmet Taner Kışlalı” Yer: ADD-Berlin
7 Kasım 2008, Cuma, saat 19.00’dan itibaren Konu: ”Ekonomik Krizler ve Atatürk Devletçiliği” Yer: ADD-Berlin
22 Kasım 2008, Cuma, saat 19.00’dan itibaren Konu: ”AKP ve Yargı’nın araçsallaştırılması” Yer: ADD-Berlin
13 Aralık 2008, Cuma, saat 19.00’dan itibaren Konu: ”1923’lerden günümüze Gerici Karşı Devrim” Yer: ADD-Berlin
10 Ocak 2008, Cuma, saat 19.00’dan itibaren Konu: ”24 Ocak Kararları ve Neoliberalizm” Yer: ADD-Berlin